Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) Genel Merkezi Meşrutiyet Caddesi Hatay Sokak No: 5/ 10 Kızılay- ANKARA
(312) 419 03 98 bilgi@muzed.org.tr

PROF. MUAMMER SUN “ÖNCE FİKİR OLMALI”

Muammer Sun, eşi Sinemis Adige Sun ile
Muammer Sun, Atilla Çağdaş Değer

Atilla Çağdaş DEĞER

18 Ocak, 23:00  ·

Muammer Hocamız hakkında ne yazarsam, ne söylersem çok eksik kalacakmış gibi, cümlelerim hep yarım. Bu nedenle iki gündür karaladıklarımı paylaşamayacağım. Duygularım karmakarışık…

Çok büyük bir insanı uğurladık bugün, gelemeyen herkes için de oradaydık. Çoktuk o yüzden. Muammer Sun, bizim çabamıza bağlı olmadan da sonsuza kadar yaşayacak elbette. Ölümsüzlüğünün sırrı müziğinde, satırlarında, öğrencilerinde, fikirlerinde…

Fikir demişken iki gündür bunu anımsıyordum ancak not aldığım yeri bulamamış, üzülmüştüm.

6 Mayıs 2010’da Ankara Devlet Konservatuvarı’nın 74. Kuruluş Yıldönümü Etkinliği çıkışında Hocamıza M Salonu’nun tam karşısındaki yola kadar eşlik ettim. Yaklaşık olarak “…Hocam tüm zorluk ve engellemelere rağmen, nasıl direndiniz, vazgeçmeden çalıştınız. Biz sizin tırnağınız kadar güçlü değiliz, ülke çok büyük ve yapacak çok iş var, neyi nasıl yapacağız” diye sordum.

Eğer fikir yoksa, hiçbir şey olmaz. Önce fikir olmalı” dedi ve “düşünüyor, hayal kuruyorsunuz, koşullar ne olursa olsun çalışıp gerçekleştireceksiniz” diye ekledi.

Yıllar içinde Hocamızın bu sözünü hatırladığım kimi zor, kimi güzel zamanlar oldu. Bu söz ışık gibi aydınlattı karanlıklara düştüğümde yüreğimi…

Muammer Sun’u, Mustafa Kemal Atatürk ile birbirine bağlayan en önemli kanallardan biri de buydu sanırım…

Düşünce; okuyarak, araştırarak, çalışarak, emek vererek, sonrasında da elde edilen tüm bilgiyi yeniden sorgulayarak sonsuz bir döngü ile oluşuyor, gelişiyor ve iyilikle, bilgelikle eyleme dönüşüp gerçekleşiyorsa Muammer Sun anlaşılmaya başlanır.

Fikir varsa…

İlk okunmasını önerdiğim kitap Sinemis Adige Sun Hocamızın kaleme aldığı “Karnında Güneş Olan Adam Muammer Sun“.

Bu kitap Sevda – Cenap And Müzik Vakfı Yayınları’ndan tam 10 yıl önce çıktı. Baskısı hâlâ var. Bu kitabı bazen gülümseyerek ama sıklıkla iç geçirip, ağlayarak hatta -bu ülkede hiçbir şey değişmez mi!- diye söylenerek ancak her satırında Muammer Sun’a sonsuz bir sevgi, saygı, hayranlıkla dua ederek okuyacaksınız.

Henüz okumamışsanız sonrasında kendiliğinden aşağıda baskısı olmayan kitapları araştıracaksınız kütüphanelerde…

Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları kitabını yıllar önce aslından çoğaltım yaptırıp okumak zorunda kalmıştım. (Nadir Kitap sitesi ya yoktu ya da bilmiyordum)… 2007 yılında Çiğdem ile Sun Yayınevi’ne yaptığımız ziyaretlerin birinde imzalatmak için çekinerek Hocaya uzattım.

Gülümseyerek “utanmadan bir de bana korsan kitabı imzalatıyor” diye beni Çiğdem’e şikayet etmiş ve yaşamım boyunca saklayacağım bir yazı yazmıştı.

Hocam baskısı yok ki, bu yüzden basılması gerekiyor, herkesin okuması şart” dediğimizde ise kimsenin okumadığı bir kitabı yıllar önce yazan bir bilgenin buruk gülümsemesi ile “isteyen okur” der gibi bakmıştı.

Hocamızın her yazısı gibi fikir ve emekle dolu o kitaplar.

*Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları-1969

*Türk Kalarak Çağdaşlaşmak (Murat Katoğlu ile birlikte)-1993

Bunları bütünleyen en önemli fikirler ise Hocamızın yenilenen baskılarıyla Sun Yayınevi’nden çıkan, pek çok kitabının başında bazılarının ise sonunda yer alan yazılarında saklı. Henüz okumayanlar tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Muammer Hocamızın yazılarındaki fikirlerin kuramsal temellerinin son derece sağlam, uygulamaya dönük, işlevsel, gerçekçi nitelikte olduğu kolaylıkla görülebilir.

Bu yazılar bence zamansız yazılardır. Hoca sanki gelecekten 1960’lı yıllara gelip yazmıştır. Ne acı ki, bu kitabın bir daha baskısı yapılamamış, Hocamızın bizzat imzaladığı kitapların bazıları sahaflarda yer almıştır. Bu kaynağı okuması ve aşması beklenen kimseler yazılanları umursamamıştır. “Umursanmamış”lık bilge Türk besteci-eğitimci-düşünürlerinin kaderi gibidir…

Kitabın önsözü niteliğindeki “Türkiye’nin Kültür – Müzik – Tiyatro Sorunları Üzerine” yazısından alıntı ile bitirmek isterim.

“…Öne sürülen düşünceler elbette birer savdır ve yazarı bir sav getirmek amacındadır. Tartışmaya açık olmak ve yuvarlak deyişlerin arkasına sığınmamak düşüncesinden dolayı savlar, elden geldiği ölçüde açık ve kesin anlatımlarla öne sürülmeğe çalışılmıştır. Bu savlara ve düşüncelere, aşılması gereken düşünceler gözüyle baktığımı belirtmek isterim.

Bunun için, siyasal partilerin sayın üyeleri, kültür ve sanat dallarının çok değerli kişileri; Türkiye’nin, otuzbeş milyonluk Türk toplumunun kültür ve sanat kuruluşunu, yaşamını, bunlarla ilgili sorunları düşünme-araştırma-bilme-çözümleme ve çözümleri eylem alanına aktarma konularında, yeni savlar yeni düşünceler ve eylemlerle (bir deneme ve önerme çalışması olan) bu kitaptaki savları ve düşünceleri, aşmağa çağırıyorum sizleri.

“Türkiye’nin Kültür – Müzik – Tiyatro Sorunları”, ele aldığı konuların daha çok önemsenmesine yararlı olabilirse, öne sürdüğü düşüncelerin aşılmasında bir basamak olabilirse, görevini başarmış sayılabilir.

Toplumumuzun kültür ve sanat sorunları her yönüyle daha çok önemsenmeye muhtaçtır ve Türk toplumu buna layıktır.”

Nisan, 1969 Muammer Sun

Fikirleriniz de, müziğiniz de bizimle Hocam. Onları özümseyebildiğimiz ölçüde aktarmaya, gerçekleştirmeye, -hiç başaramayacağımızı bilsek de- aşma hedefiyle ümitsizliğe kapılmadan çalışmaya son nefesimize kadar aralıksız devam edeceğiz.

MUAMMER SUN’UN TÜRK MÜZİK DEVRİMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ: AKORTLU DOĞDU, AKORTLU YETİŞTİ-ÇALIŞTI VE DEVRİMİ YENİDEN AKORTLADI(*) Prof. Dr. Ali UÇAN

1. Giriş

Türkiye olarak eğitimdeki ilk yenileşme hareketlerinin başladığı 1773’ten bu yana yaklaşık iki yüz elli yıldır istençli bir değişim ve dönüşüm içindeyiz. Başka bir deyişle yaklaşık çeyrek binyıldır yaşanan bu süreçte Türk ulusu ve ülkesi olarak Nizâm-ı Kadim ve Nizâm-ı Âlem’den Nizâm-ı Cedîd’e ve Nizâm-ı Cedid’ten Muasır Medeniyet’e doğru akıp giden bir yoldayız. Öz Türkçe deyişle Eski-Dünya Düzeninden Yeni Düzene ve Yeni Düzenden Çağdaş Uygarlıka uzanan bu yolun son yüz yılında Büyük Türk Devrimi denilen bir süreci yaşıyoruz. Bu devrimi oluşturan alt devrimlerin kimi hedeflerine epey yaklaşmış, kimilerine kısmen erişmiş, kimilerinin ise epey gerisinde bulunuyoruz. Böyle olduğumuz başlıca alt devrimlerden biri Türk Müzik Devrimidir. Türk müzik devriminde, kurucu kuşakın ardından öncü-ilkçi kuşak denilen 1900’lü-1910’lu kuşaklar ve onları izleyen 1920’li kuşaklardan sonra görev alan 1930’lu kuşak müzikçilerimizden Muammer Sun’un ayrı bir yeri vardır.

Son bir ay içinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 1 Kasım Yeni Türk Harfleri Yasasının Kabulü ve Musiki Muallim Mektebi’nin Açılışı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma ve dün itibariyle 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinliklerini gerçekleştirdik. Büyük Türk Devrimi sürecinde her biri ayrı bir anlam, önem ve değer taşıyan bu ulusal olaylara ilişkin etkinliklerden sonra bugün de burada başka bir anlamlı etkinlik gerçekleştiriyoruz. Bu etkinliğimizde Türk Müzik Devriminin yılmaz eri, yorulmaz savaşçısı ve ulu çınarı, Atatürk ve Cumhuriyet tutkunu, anıt insan Muammer Sun’a en çok hak ettiği ödüllerden biri olarak Ulusal Eğitim Derneği’nin 2017 Eğitim Onur Ödülü sunulmaktadır.

Bu sunum, gerçekleştiği zamanın, içerdiği soylu anlamın ve gördüğü tarihsel işlevin yanı sıra, doğal olarak kendiliğinden, çok önemli başka bir boyutu da kapsıyor. Şöyle ki Büyük Türk Devriminin baş önderi ve kapsadığı Türk Müzik Devriminin baş yönderi Başöğretmen Atatürk’e Öğretmenler Haftası’nda Muammer Sun yoluyla bir hesap verme özelliği de taşıyor.

Şunu hemen çok rahatlıkla ve açık yüreklilikle belirteyim ki, bugün burada, Türk Müzik Devrimine hizmet etmiş olanlara ilişkin genel değerlendirmelere göre en ulusal bestecimiz olarak nitelendirilen bir bestecimize ödül sunuyoruz. Bu bakımdan Türk Müzik Devrimine ilişkin olarak Atatürk’e Muammer Sun üzerinden; onun söylem, eylem, çalışım, yaratım ve başarımları yoluyla hesap vermemiz hem çok kolay, hem olağanüstü yüz ağartıcı, hem de eşsiz onur verici bir olaydır. Bunun nedenleri bu konuşmamın akışı içinde kendiliğinden ortaya çıkacak ve açıkça anlaşılacaktır.

Konuşmamda önceki konuşmada belirtilenlere dayanarak Muammer Sun’un Türk Müzik Devrimindeki Yeri ve Önemi başlığı altında Genel Bir Muammer Sun Saptaması,  Çözümlemesi ve Değerlendirmesi yapacağım. Bunu yaparken Atatürk’ün önderliğindeki Büyük Türk Devrimi için öngördüğü genel amaç ile Türk Müzik Devriminin oturduğu çağdaş kültürel çerçeve, güttüğü genel amaç ve taşıdığı temel özelliklerden yola çıkacağım. Yanı sıra kendisini 57 yıl önce coşkulu bir koro çalışmasına Gazi Eğitim’den bir öğrenci olarak katılıp ilk kez tanıdığım 1960’dan 2017’ye uzanan yarım yüzyılı aşkın süre içinde Sun’un kendisine ilişkin gözlem ve izlemlerimi de işe koşacağım.

2. Türk Devriminin Atatürkçe Amacı, Oturduğu Kültürel Çerçeve ve Kültürel Arka Planı

Atatürk’e göre Büyük Türk Devriminin amacıTürkiye Cumhuriyeti halkını, devletini ve ülkesini tümden çağdaş ve tüm anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum, devlet ve ülke durumuna getirmek”tir. Bir tarih dersi programında, alanlar yönünden yapılan bir genel sınıflamada Büyük Türk Devrimi (1) siyasal devrimler, (2) toplumsal devrimler, (3) kültürel devrimler ve (4) ekonomisel devrimler olmak üzere dört ana kümeye ayrılır (KEP 2004: 136, 280). Bu ayrılıma göre Türk Müzik Devrimi, uygarlık ve eğitim boyutları ile bir bütün olarak başlıca kültürel devrimlerden biridir. Türk Müzik Devrimi öz olarak Atatürk’ün çağdaş kültür anlayışına ve öz Türk kültürümüze temellenir.

Nitekim Atatürk, kurduğu yeni devleti “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür, yüksek Türk kültürüdür” (1933) diyerek tanımlar. Bu tanımı yaparken kültürün çağdaş anlam, kapsam ve işlevlerinin tam bilincindedir. Bu bilinçledir ki çağdaş kültürün ana bileşenlerini İnsan odaklı ve Yaşam eksenli spor, bilim, teknik, sanat ve felsefe olarak belirler. Kültürü çağdaş anlamda ulusal yaşam biçimi olarak gördüğünü açıkça belli eder. Yaşam bilgisi temelli Çağdaş yaşamda kültürün beş ana bileşeninden Sporu sağlam bedenli-sağlam kafalı olmayı ve sağlıklı yaşamayı sağlayıcı, Bilimi ‘yaşamda en gerçek ve güvenilir yol gösterici’, Tekniği yaşamı en etkili ve en kullanışlı kolaylaştırıcı, Sanatı’ulusun ve bireyin başlıca insanca yaşam damarlarından biri’ olarak nitelendirir. Felsefeyibunları yaşamın gerekleri ile bireyin ve toplumun gelişmesi doğrultusunda birbiriyle buluşturan, bağdaştıran, birleştiren-kaynaştıran ve bütünleştiren bir genel akılcı düşünme, gerçekçideğerleme ve yararcı kılma yolu olarak görür. Müziği ise “güzel sanatlar içinde en çabuk ve en önde götürülmesi gereken dal” olarak belirler. Bunların tümünü çağdaşlaşma sürecinde, başka bir deyişle çağdaş anlamda uygarlaşma sürecinde bir bütün olarak işe koşar, kullanır, değerlendirir. Yaşamı ve görevleri boyunca böyle davranmayı ilke edinir. Bu süreçte uygarlık ile kültürü ve kültür ile eğitimi birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak görür. Bu görüşü müzik yaşamı, müzik kültürü ve müzik eğitimi görüşüne de tam yansır. (Uçan 2005a: 290; 2005b: 261, 495; 2010: 38; 2015: 197, 215, 291, 330, 359).

3. Atatürk’ün Öngördüğü Türk Müzik Devriminin Genel Amacı, Özellikleri ve Muammer Sun

3.1. Türk Müzik Devriminin Genel Amacı: Türk ulusal müzik yaşamını, kültürünü ve eğitimini çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek ve o düzeyin üstüne çıkarmaktır. Başka bir deyişle Türk ulusal müziğinin çağdaşlaşması, çağdaşlaşarak yükselmesi ve evrensel müzikte yer almasıdır. Bu, çağdaş anlamda müziksel uygarlaşma demektir. Müziksel çağdaşlaşma, müzikte ulusallığı koruyup geliştirerek çağın anlayışına, gereklerine ve tutumuna uyma, uygun duruma gelmeyle olanaklıdır. Muammer Sun müziksel çalışmalarında bu duruma gelmeyi gecikmeksizin gerçekleştirmiştir.

3.2. Türk Müzik Devriminin Genel İlkeleri-Ölçütleri: Türk ulusal müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşma, biri temel, diğerleri ona dayalı veya onun üzerine kurulu on ilke ve ölçüte odaklanır. Bunlar sırasıyla şunlardır (Uçan 2005a: 40; 2005b: 262, 320; 2015: 292, 361, 373):

(T) Temelde Yaşamsallık,

(1) Özde Ulusallık,

(2) Biçimde Anlaşılırlık,

(3) Kapsamda Özgürlük,

(4) Anlatımda Özgünlük,

(5) Yöntemde Çağdaşlık,

(6) Teknikte Çağcıllık,

(7) Düzeyde Çağdaş Uygarlık.

(8) Nitelikte Evrensellik, (“Evrensel müzikte yer alabilir niteliktelik”)

(9) Yaşayışta Bütünsellik.

Bu ilke ve ölçütler bir bütündür. Bu bütün içinde her ilke ve ölçüt ayrı bir anlam, önem ve değer taşır; ayrı bir işlev görür. Müziksel çağdaşlaşmada başarı, bu ilke ve ölçütlere ne denli temellenildiği ve dayanıldığına; bu ilke ve ölçütlerden ne derece kaynaklanıldığı, yönlenildiği ve kılavuzlanıldığına; kısacası bu ilke ve ölçütlere ne kadar uyulduğuna veya uyulabildiğine bağlıdır. Sun’un müziksel çağdaşlaşmada elde ettiği olağanüstü başarı, bu ilke ve ölçütlerin gereklerini hem ayrı ayrı, hem küme küme, hem de bir bütün olarak yerine getirmiş olmasına dayanır.

3.3. Türk Müzik Devriminin Genel Ölçüleri: Atatürkçe deyişle “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” Ancak buradaki “alabilme, kavrayabilme” müzik devriminin ilk aşamasına ilişkin ölçülerdir. Tüm aşamalarına ilişkin ölçüler sırasıyla şunlardır: Müzikte değişikliği;

1. Aşama: Alabilme, Kavrayabilme,

2. Aşama: Uygulayabilme, Uyarlayabilme,

3. Aşama: Yaşayabilme, Yaşatabilme,

4. Aşama: Sindirebilme, Özümseyebilme,

5. Aşama: Çözümleyebilme, İrdeleyebilme,

6. Aşama: Bileştirebilme, Bireştirebilme,

7. Aşama: Değerlendirebilme, Değerseyebilme.

Bu ölçülerin tümüyle gerçekleşmesi uzun bir zaman içinde ve eğitimle olanaklıdır. Çok yönlü, geniş kapsamlı, sabırlı-özenli ve uzun süreli bir müzik eğitimini gerektirir. En az üç-dört kuşağın böyle bir müzik eğitiminden geçmesini zorunlu kılar. Bu da yaklaşık olarak, üç kuşak için en az 75 yıl, dört kuşak için en az 100 yıl demektir. Ancak çağdaş uygarlığın tam etkin ve yaratkan-üretken bir ortak üyesi olmak amaçlanınca bu ölçüler yeterli olmaz. Daha başka ve ileri ölçülere de gerek vardır. Sun gördüğü müzik öğreniminde ve yaptığı müziksel çalışmalarda bu ölçülerin tümünü ve daha ilerilerini gerçekleştirme yeterliliğine erişmiş ve kararlılığını göstermiştir.

3.4. Türk Müzik Devriminin Genel Yöntemi: Türk müzik devriminin genel yöntemi ulusal öze ve temele dayalı müziksel çağdaşlaşma yöntemidir. Atatürk bu yöntemle müziksel çağdaşlaşmayı öngörür, tasarlar ve gerçekleştirmeye çalışırken izlenen yolda şöyle davranmayı yönerir:

(1) Ulusun müziğe sevgisini sürekli olarak, her türlü araç ve tedbirlerle besleyerek geliştirme.

(2) Dünyanın her türlü biliminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanma.

(3) Fakat asıl temeli kendi içimizden bulup ortaya çıkarma ve o temel üzerinde çalışma.

(4) Her çığırda açılarak yükselme ve evrensel müzikte yer alabilir bir ulusal müzik yaratma.

(5) Bunun için ulusal gereç ve ögeleri toplayıp genel son müzik kurallarına göre işleme.

(6) İşlerken ulusal öze en uygun modern tekniki bulup en geçerli teknik olarak uygulama

(7) Kurallara göre ve modern teknikle işlerken her türlü öykünmeden kaçınma ve özleşme.

(8) Bütün bunları yaparken Türk kalmaya çalışma.” (Sun: Türk kalarak çağdaşlaşma.)

Kısacası; öze dönme, asıl temeli içte bulma, o temele dayanarak ve o özden yola çıkarak, o özü genel son müzik kurallarına göre en uygun modern teknikle işleyerek çağdaşlaşma. Sun kendini, öğrencilerini ve çevresini müzikte çağdaşlaştırırken sürekli ve ödünsüz olarak böyle davranmaya büyük özen göstermiştir. Çünkü ulu önder Atatürk üstüne basa basa diyor ki: “Türkiye hiçbir ulusu taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır, o sadece özleşecektir.” (29.10.1930, ABE C. 24 2008: 299). “Türk kalmaya gayret edeceğiz.” (30.11. 1930, ABE C. 23 2008: 272). Bütün bunlar ‘Türk kalarak çağdaşlaşacağız’ demektir (Sun-Katoğlu 1974; 1993).

3.5. Türk Müzik Devriminde Çağdaş Uygarlıkla İlişkiler: Bu yöntem çok aşamalı, açık uçlu bir süreç olarak işler. Bu süreçte çağdaş uygarlıkla ilişkiler şöyle sıralanır (Uçan 2010: 49):

Müzikte çağdaş uygarlığa;

(1) Duyarlı ve ilgili olma,

(2) Bilgili ve bilinçli yönelme,

(3) Eleştirel ve seçici açılma,

(4) Tam girme ve etkin katılma,

(5) Yapıcı ve kalıcı biçimde konuşlanma-yerleşme,

(6) Ongun, saygın ve seçkin bir üye olma,

(7) Yaratkan ve üretken bir ortak-paydaş durumuna gelme,

(8) İleri düzeyde erişme ve sonunda

(9) Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma, ilerisine-ötesine geçme.

Bu ilişkiler bütünü içinde müziksel çağdaşlaşma açık uçlu ve bitimsiz bir süreçtir. Sun müzik öğreniminin orta, yüksek ve ileri aşamalarında, müziksel görev, çalışma ve etkinliklerinde çağdaş uygarlıkla her zaman böylesine ilişki içinde olmayı şaşmaz bir tutum hâline getirmiştir.

3.6. Türk Müzik Devriminin Genel-Ortak-Temel Dili: Atatürk’ün öngörüş, ulusun kurtuluş, cumhuriyetin kuruluş ve çağdaş uygar insanlığın yöneliş felsefesine uygun Türk müzik devriminde genel-ortak-temel dil Türkçe, Atatürkçe ve Müzikçe’dir. Bu üçlü dilden Türkçe müzik devriminin ana, ulus ve kamu dili; Atatürkçe düşün, ilke ve ülkü dili; Müzikçe ise alan, söylem ve eylem dilidir. Bu üçlü dil ya da dil üçlüsü birlikte ve iç içe bir bütündür; birlikte ve iç içe çok güçlü, sağlam ve etkilidir. Üçlü bütünlük içinde birbirini besler, destekler ve tamamlar; birbirine güç katar, birbirinden esin ve katkı alır (Uçan 2005b: 286). Bu üçlü dil aynı zamanda devrimle yoğrulup biçimlenen çağdaş Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin genel-ortak-temel dili işlevi görür.  Sun’un dili bu üçlü dildir. Bu üç dilin bir toplamı, tümü-bütünü, bileşimi-bireşimi ve bileşkesidir.

4. Atatürk’ün öngördüğü Türk Müzik Devrimi ve Muammer Sun

Türk müzik devrimi birçok alt devrimlerden oluşur. Bunların başlıcalarını şöyle sıralamak olanaklıdır: (1) Müzik Eğitimi Devrimi. (2) Müzik Öğretmeni/Eğitimcisi Yetiştirme Devrimi, (3) Müziksel Örgütleşme-Kurumlaşma Devrimi, (4) Müzik Derleme-Araştırma Devrimi, (5) Müzik Bilimi-Kuramı Devrimi, (6) Müziksel Aydınlanma Devrimi, (7) Müziğe Kitlesel Erişme-Eriştirme Devrimi, (8) Müziksel Halk Eğitimi Devrimi, (9) Çoksesli Müzik Sanatçısı Yetiştirme Devrimi, (10) Çağdaş Bağdama-Besteleme Devrimi, (11) Çağdaş Seslendirme-Yorumlama Devrimi, (12) Müzikte Üniversiter Yapılanma Devrimi.

Muammer Sun bu alt devrimlerin tümünde 1950’ler-1960’lardan bu yana tam etkin, katkı sağlayıcı ve belirleyici bir konumda bulunmaktadır. Bunun bir sonucu ve göstergesi olarak sözcüğün tam anlamıyla çok etkin ve seçkin bir çağdaş-ulusal Cumhuriyet(1) Müzik aydınıdır. (2) Müzik düşünürüdür. (3) Müzik yazarıdır-bestecidir. (4) Müzik eğitimcisidir. (5) Müzik derlemecisi-araştırmacısıdır. (6) Müzik örgütleyicisi-örgütleştiricisidir. (7) Müzik kurumları-kuruluşları kurucusu-yöneticisidir. (8) Müzik toplulukları oluşturucusu-yöneticisi-eğiticisidir. Tüm bu nitelikleriyle bir bütün olarak sözcüğün tam anlamıyla ilkeli-ülkülü-tutkulu bir Atatürk ve Cumhuriyet insanıdır. Kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet tutkunudur (Sun 2011: 268). Tüm bu nedenlerle kısacası-özcesi Türk kalarak Çağdaşlaşma yolunda öncü-önder-yönder bir söylem-eylem insanıdır.

M. Sun’un tüm bu nitelikleriyle Türk müzik devrimindeki yerini ve önemini “Türk Müzik Yaşamı”, “Türk Müzik Kültürü” ve “Türk Müzik Eğitimi” boyutlarıyla ele almak doğru olur. Böyle ele alınınca (1) Türk Müzik Yaşam Devrimindeki Yeri ve Önemi, (2) Türk Müzik Kültür Devrimindeki Yeri ve Önemi, (3) Türk Müzik Sanat Devrimindeki Yeri ve Önemi, (4) Türk Müzik Eğitim Devrimindeki Yeri ve Önemi daha açık seçik ortaya çıkar. Ancak bugün burada genel bir saptama, çözümleme ve değerlendirme yapacağımdan konuya bir bütün olarak yaklaşılmaktadır.

5. Muammer Sun’un Doğum, Çocukluk-Gençlik, Öğrenim Evreleri ve “Zamanın Ruhu”

Kendine, çevresine ve yaşadığı döneme duyarlı bir insan kimliğinin ve kişiliğinin oluşması ve gelişmesi ile zamanın ruhu arasında anlamlı bir ilişki vardır. Muammer Sun, bir “halk devleti” olarak nitelendirilen Cumhuriyetin başkenti Ankara’da Cumhuriyetin Onuncu Yılının eşiğinde köy kökenli bir ailenin “halk çocuğu” olarak doğdu (1932). Doğuştan müziksel bir varlık idi. Doğumda çıkardığı ilk ses çok büyük bir olasılıkla 440 Hz değerinde “La1 sesi idi. Buna göre doğuştan “tam akortlu” idi. Demek oluyor ki “tam akortlu”  doğdu ve yaşama “tam akortlu” olarak başladı. Cumhuriyetin İkinci On Yılı ortamında büyüdü. Çocukluğunun ilk altı yılı (1932-1938) Atatürk’ün yaşamının son altı yılına rastladı. Atatürk yaşama gözlerini yumduğunda altı yaşındaydı. O kara haberin tüm yurdu ve tüm Türk ulusunu büyük yasa boğmasından bir yıl sonra okula başladı.

Anafartalar İlkokulu’nda ulusal Öğrenci Andı ile ilköğrenimine başlarken yepyeni bir yaşam kuralıyla etkilendi ve yoğun bir biçimde duygulandı. Ortaöğrenim yıllarında Atatürk’ün Gençliğe Söylevi (Hitabesi) ile çok yönlü ve güçlü bilinçlendi. (Sun’u Öğrenci Andı tanımlar, Gençliğe Söylev ödevler.) İlkokulu bitirince kendi isteğiyle Sanat Okuluna yöneldi ve İkinci Sanat Okuluna girdi. Burada bir yıl ilk temeli bir tür ‘kaba sanat’ olan marangozluk öğrendi.

Oradan genel olarak ‘ince sanat’ diye nitelenen musikiye yöneldi ve sınavla Askerî Mızıka Okuluna girdi (1946). Sınavda ilk kez gördüğü piyanodan verilen sesleri istenen biçimde “a, a, a” diyerek yineledi (Sun 2011: 37). Yinelediği ilk ses ya da sesler, bu tür sınavların doğal bir gereği olarak, çok büyük olasılıkla 440 Hz değerindeki “La” sesiydi ve onunla başlıyordu. Bu, doğarken çıkardığı ilk sesi sanki 14 yıl sonra bu kez piyanodan çıkan biçimiyle vermesiydi. Böylece 14 yaşında müzik öğrenimine başladı. Bu okul bir tür ‘kaba saz’ okulu idi. Sun akortlu doğduktan sonra akortlu yaşamış, akortlu büyümüş ve her nasılsa akordu bozulmamış idi. Bu okula başlamasının hemen ardından kendini keşfederek besteler yapmaya başladı. İçten gelen bir itkiyle ve el yordamıyla başlayan bu denemeler hızla çoğaldı ve çeşitlendi. Yanı sıra küçük ölçekli denemelerden orta ve büyük ölçekli denemelere doğru gelişti. Askerî müzik eğitimi aldığı bu okulda 3 + 3 = 6 yıl öğrenim gördü. Son sınıftayken bir öneriye uyup öğrencilikten istifa dilekçesi verdi ve okuldan ayrıldı.

Sonra sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi (1953). Bu kurum besteci de yetiştiren bir ‘ince saz’ ve ‘kaba saz’ okulu idi. Burada sivil müzik eğitimi almaya başladı. Böylece sanatın önce kabasına, sonra incesine, daha sonra daha incesine bir yöneliş-giriş-açılış süreci izlemiş oldu. O yıl Atatürk’ün naaşının Etnoğrafya Müzesi’ndeki geçici kabrinden alınarak Anıtkabir’e taşınıp sonsuz vatan toprağına verildiği görkemli Ulusal Cenaze Töreni’yle yeni bir duyunç-bilinç yoğunluğu yaşadı. ADK’de özellikle ileri bestecilik yükseköğrenimindeyken Atatürk’ün ivedilik-öndelik verip önderlik ettiği Türk Müzik Devrimi’ne ilişkin Söylev ve Demeçleri ile sıkı ilgilendi, bilgilendi ve bileylendi.

6. Türk Müzik Devriminin Kurucu, İlkçi, Öncü ve Süzücü Öğretmenlerinden Eğitim Alış

Muammer Sun, Cumhuriyetin başkenti Ankara’daki en önemli okullarda, mimarî yönden en güzel okul yapılarında, en donanımlı-deneyimli-birikimli, en güçlü öğretmenlerin elinde eğitim ve öğrenim gördü. Atatürk ve Cumhuriyet kültürüyle yoğruldu ve biçimlendi. Bu kültür çağdaş, ulusal ve evrensel ögeler içeren bir bütün özelliği taşıyordu. İlköğreniminin başından yükseköğreniminin sonuna dek tüm öğrenimi boyunca içten içe ve derinden derine Atatürk ve Cumhuriyetle çok güçlü, kopmaz bir bağ oluştu. Bu bağ oluşurken kişiliğinin özünü oluşturan duyunç, devinç, bilinç ve sezinç dünyasını kökten ve derinden etkileyen durumlar, olaylar ve olgular yaşadı. Bunları yaşarken sürekli olarak bir yandan doğruya, iyiye ve yararlıya, öbür yandan yeniye, özgüne ve güzele yöneliş içindeydi.

Anafartalar İlkokulu’ndan itibaren okumaya, öğrenmeye çok meraklıydı; ders kitaplarının dışında kitaplar alır-edinir ve okurdu. Sanat Okulu’nda ilk yaratıcı çalışma ürünü olan “geçme masa” öğretmenlerce çok beğenildi ve sergilendi (Sun 2011: 33). Askerî Mızıka Okulu’nda öğrenciyken derste öğrendikleriyle yetinmiyordu; ders dışı, ders ötesi kitaplar alıp okuyor, inceleme, besteleme ve seslendirme çalışmaları yapıyordu. Bu çalışmaları, çoğu öğretmenlerinin yanı sıra, Cumhuriyet müzik devriminin Osman Zeki Üngör başkanlığındaki kurucu kadrosunun üyelerinden İhsan Künçer’in de dikkatini çekiyor, ilgisine konu oluyor ve beğenisini kazanıyordu (Sun 2011: 44). Ama o besteci olmak istiyordu. Başka türlü-çeşitli öneri ve yönlendirilere karşın besteci olmaya kesin karar verdi. Ve kimi zorluk ve engelleri aşarak sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi.

Besteci olma tutkusuyla girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Kompozisyon Bölümünde Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Ruşen Ferit Kam ile geleneksel Türk sanat müziği, Muzaffer Sarısözen ile geleneksel Türk halk müziği çalışmaları yaptı. Ayrıca özel olarak Kemal İlerici’den Türk müziği makamlar sistemi ve armonisi dersleri aldı (Say 2005: 387). Yanı sıra Mahmut Ragıp Gazimihal’den müzik tarihi, Mithat Fenmen’den piyano dersleri aldı. Böylece uluslararası sanat müziği, çağdaş Türk sanat müziği, geleneksel Türk sanat müziği ve geleneksel Türk halk müziği dallarında, geleneksel Türk müziğinin yapısından bulunup ortaya çıkarılmış dörtlü armoni sistemi ile müzik tarihi ve piyano konularında dönemin en büyük ve ana kaynak yetkelerinden eğitim aldı. Böylece çok güçlü bir donanım, deneyim ve birikim edindi. Bu seçkin öğretmenlerin her biri kendi alanında kendi özel süzgeci olan ve öğrencilerine süzülmüş bilgi ve beceri aktaran kişilikler idi. Sun onlara içtenlikle değerbilir davrandı. Bu ana kaynaklardan birinci elden süzülmüş-damıtılmış olarak edindiği kazanımlarını çok geçmeden kendi öz süzgecinden de geçirerek daha da damıttı, daha da süzük-damıtık bilgilere dönüştürdü. Bu bilgilerle sürekli ve ödünsüz bir çalışmaya koyuldu.

Sun tümüyle yurt içinde öğrenim gördü. Yedi yıllık bestecilik öğreniminden sonra ADK İleri Kompozisyon Bölümü’nü bitirirken (1960) büsbütün Türk malı (“Made in Turkey”) bir çağdaş besteci niteliği taşıyordu. Sonunda kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet kültürcüsü, sanatçısı, müzikçisi ve eğitimcisi oldu. İlerici’den öğrendiği Türk müziği kuramlı dörtlü armoniyi ete kemiğe büründürerek yaptığı kendi özgün bağdamalarıyla ölümsüz yapıtlara dönüştürdü. 1900’lü, 1910’lu, 1920’li, 1930’lu ve sonraki kuşaklardan çok farklı olarak yaptığı sözlü, yazılı, basılı, seslendirimli-yorumlu ve yayınlı/yayımlı çalışmalarıyla Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine özgün damgasını vurdu.

7. Sun’un Kimlik ve Kişilik Özellikleri: Kendi Yolunu Kendi Çizen Özgür-Özerk İnsan

Muammer Sun, Çubuk ilçesinin Yenice köyünden Ankara’ya gelmiş ve kentte evlenerek yuva kurmuş bir ananın-babanın kentte doğmuş çocuğu. Bu bakımdan “köy kökenli” ama “yarı köysoylu” bir temele sahip. Eğer ana-babanın köyünde doğup büyüyüp ilkokulu orada bitiren bir “tam köysoylu” olsaydı herhâlde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne giderdi. O dönemde böyle bir öğrenim de hem kendisine, hem enstitüye çok yakışırdı. Sun çocukluğundan itibaren atılgan-girişken-çalışkandır. Gerektiğinde tartışkan, savungan, savaşkandır. İçinde bulunduğu zorluk, yokluk-yoksunluk onu erken yaşlarda yaratkan-üretken-türetken yapıyor. Öğrenmeye-okumaya çok ilgili, istekli ve meraklı. Sürekli bir arayış, deneyiş, sınayış içinde; irdeleyici, sorgulayıcı, çözümleyici

Okul çağına girince hem kimi işlerde çalışıyor, hem okula gidiyor. Çeşitli işlerde kazandığı azıcık parasıyla kitaplar alıp okuyor. Yaşı ergenliğe doğru ilerledikçe yaşam, geçim ve öğrenim koşullarının üstesinden gelme bilinci ve sorumluluk duygusu hızla gelişiyor. Atatürk’ün “Türk! Öğün, Çalış, Güven.” sözünün anlamına tam uygun bir kişilik oluşturuyor. Onun erken yaşlarda başlayan yaşam deneyim ve kazanımlarıyla oluşup gelişen bu kimlik ve kişilik özellikleri sonraki tüm yaşam, öğrenim ve uğraş dönemlerinde daha da gelişiyor. Gelişirken kendini, edinimlerini, yapım ve yaratımlarını sürekli eliyor, süzüyor ve damıtıyor. Ve elenmiş, süzülmüş, damıtılmış varlık ve birikimler olarak ortaya koyup öğrencileri, çevresindekiler, meslektaşları ve erişebildiği yurttaşlarıyla paylaşıyor. Herkese hoşgörücül ve insancıl, sevgicil ve saygıcıl davranıyor. Sonunda kendine özgü bir yaşam, kültür, sanat ve müzik devrimcisi oluyor.

8. Türk Müzik Devriminin İki Ana-Temel Müzik Öğretim Kurumunda Müzik Eğitimciliği

Sun, İleri Kompozisyon Bölümünü bitirdiği yıl (1960) Ankara Devlet Konservatuvarı (ADK) öğretim kadrosuna alındı, solfej ve koro öğretmenliği görevine atandı. ADK Sun’un (2011: 184) deyişiyle “Atatürk’ün yoktan var ettiği bir kurumdu”. Sonra İzmir Devlet Konservatuvarı’nda (1975), daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda (1980) görev yaptı. En sonunda yeniden HÜ ADK’ye öğretmen oldu (1987). Burada 1993’te Profesörlüğe yükseltildi, 2001’de emekli oldu ve 2004’e dek Kompozisyon dersleri vermeyi sürdürdü. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir.

Öbür yandan önce Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde, sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde daha sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde öğretmen olarak görev aldı. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir. GEE Müzik Bölümü de Atatürk’ün yoktan var ettiği MMM’nin bir devamıdır.

Ayrıca Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Basın-Yayın Yüksek Okulunda (BYYO) öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Bu fakülte de özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur.

Sun böylece ülkemizin en büyük üç kentinde altısı müzik, biri basın/yayın olmak üzere yedi önemli öğretim kurumunda müzik eğitimciliği yaptı. Bu kurumlarda çok yönlü, yoğun ve derin çalıştı; kalıcı iz ve eser bıraktı. Müzik devrimine ilişkin birçok sorunu yerinde gördü. ADK’de bestecilikGEE MB’de öğreticilik görevleri onun besteci eğitimci ve eğitimci besteci yönlerini yeniden yoğurup biçimlendirmesinde ve her iki yönden yetkinleşmesinde etkili oldu. BYYO’da iletişim yönü gelişti.

9. Türk Müzik Devriminin Öbür Ana-Temel Kurumlarındaki Çeşitli Görevleri-Çalışmaları

Danışmanlık Çalışmaları: Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Kültür Müsteşarlığı Danışmanı (1967-1970). Bu görevdeyken 1968 İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı’nı Hazırlama. İlköğretmen Okulları Müzik Semineri Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyma. Müzik Öğretmenleri için hizmet içi yaz kurslarında eğitici olarak görev alma. Müzik öğretmenlerinin koro eğiticiliğine-yöneticiliğine hazırlanması için düzenlenen kurslara eğitici olarak katılma. Kültür-Eğitim Politikası Kuramlama-Uygulama Çalışmaları: Andıç (1963), Türkiye’nin Kültür, Müzik, Tiyatro Sorunları (1969), Türk Kalarak Çağdaşlaşma: Türkiye’nin Kültür Sanat Sorunları (Murat Katoğlu ile1974, 1993).

Kuruculuk Çalışmaları: TRT Müzik Dairesi, Ankara Radyosu Çoksesli Korosu ve Bilim-Kültür-Sanat Ödülleri Sistemi’nin kuruluş çalışmaları. 166 Çocuk ve Gençlik Korosu’nun kuruluşu. İzmir Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nün kuruluşu. Sun Yayınevi’nin kuruluşu (2004). Yöneticilik Görevleri: ADK Öğrenci Derneği Başkanlığı, TRT’de Yönetim Kurulu Üyesi (1969-1972), ADK Müdürlüğü Vekilliği (1974), İzDK Kompozisyon Bölümü Başkanlığı (1975-1980). Yönetmelik ve Program Hazırlama Çalışmaları: TRT Çocuk ve Gençlik Koroları Yönergesi’nin çıkarılışı (1969-1972). Devlet Konservatuvarı Sanatkârları Yönetmeliği (1973) ve Devlet Konservatuvarları Kuruluş ve İşleyiş Yönetmeliği (1974) ile Konservatuvarlarda ‘Nota Yazım Dalı’ ve ‘Çalgı Yapım Dalı’nın kuruluş yönetmeliklerin ve ders programlarının (1975) hazırlanması.

Derleme Çalışmaları: İstanbul Halk Oyunları Festivali’nde oyun havaları derleme (1955). TRT-Halk Müziği Derlemeleri (1967 ve 1969). ODTÜ’nün düzenlediği halkbilim araştırmalarına katılma. Ankara ve İstanbul’da çeşitli derlemeler. Araştırma-İnceleme Çalışmaları: Kültür, sanat ve müzikte bilimsel araştırma ve incelemenin yanı sıra sanatsal araştırma ve inceleme yapma. Sun’un en küçük ölçeklisinden en büyük ölçeklisine, her besteleme çalışması aynı zamanda kendine özgü bir sanatsal araştırma-inceleme çalışmasıdır ve ona dayalı besteleme çalışmasının ürünüdür. (Örneğin Bebek adlı eserinin yaratımı). Bu çalışmalarında özü-temeli arayış, buluş ve bulduğu özden-temelden yola çıkış, kaynaklanış ve böylece yeniyi ve özgünü yaratış.

Ödüller: Sun şimdiye değin çeşitli kurum ve kuruluşlardan nice ödüller aldı; nice ödüllerle ödüllendirildi. Kuşkusuz bunların her biri çok anlamlıdır, çok değerlidir. Ama onun için en değerli ödül, müzikte Türk kalarak çağdaşlaşmanın tam gerçekleştiğini görebilme ödülü olsa gerektir.

10. Sun’un “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” Düşünce Sisteminin Atatürkçe Temelleri

Atatürk, Türk ulusunu, ülkesini ve devletini; Türk yaşamını, kültürünü ve eğitimini tümüyle çağdaşlaştırma yolunun daha başında Türk ulusu, Türk Devleti ve Türk ülkesini genel tanımlarken “Biz bize benzeriz!” diyordu. Ve ardından ekliyordu: “Hiçbir ulusu taklit etmeyeceğiz [“Hiçbir ulusa öykünmeyeceğiz”]. “Sadece özleşeceğiz.” (ABE 2008b: 299). Ulusça, ülkece ve devletçe yaşam, kültür ve eğitimde çağdaşlaşırken “Türk kalmaya çalışacağız.” (ABE 2008a: 272). Öbür yandan uluslararası olarak nitelenen “bilim ve teknik nerede ise oradan alınmalı” derken, ayrıca “müzikçilik almak”tan da söz ediyordu. Çünkü müzikçilik almak müziksel yol, yöntem ve teknik almak demekti.

Atatürk 1929’da batılı bir gazeteciden Batı müzikçiliğinin o günkü durumuna gelinceye kadar yaklaşık dört yüz yıl geçtiğini duyunca “bizim bu kadar süre beklemeye vaktimiz yoktur” diyerek “Batı müzikçiliğini almakta olduğumuz”uvurgular (Oransay 1985: 32-33). Bu sözleriyle Batının çoksesli müziği oluşturma ve geliştirmede izlediği yol, yöntem ve tekniğini almakta olduğumuzu belirtir. 1934’te ise Batı müzikçiliği yöntemiyle yetinmez, onu da içeren Genel son yöntemlere yönelir. Türk ulusal müziğinin çoksesli gelişerek yükselebilmesi ve evrensel müzikte yer alabilmesi için “Genel son müzik kuralları”nı içselleştirip “Türk ulusal müziğini genel son müzik kurallarına göre işlemek gereklidir” der. Bunları derken işlenecek gerçek-ulusal müziğimiz konusunda şunları söyler (ABE):

Bizim gerçek müziğimiz Anadolu [ve Rumeli] halkında işitilebilir.” (30 Kasım 1929). “Osmanlı musikisi Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri terennüm edecek güçte değildir. [Bu nedenle] Bize yeni bir müzik gereklidir ve bu [yeni] müzik özünü halk müziğinden alan çoksesli bir müzik olacaktır.”(Eylül/Ekim 1934). “Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son müzik kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu güzeyde

[sayede]

Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel müzikte yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığı’nın buna değerince özen göstermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.” (1 Kasım 1934). “Ulusal müziğimizi modern [çağdaş, çağcıl] teknik içinde [işleyerek] yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.” (1 Kasım 1935).

Ancak gerçek ulusal müziğimizi işlerken uygulanacak “genel son müzik kuralları” ile birlikte bir de “ulusal temel” kuralı vardı. Atatürk’e göre gerçek-ulusal müziğimizi genel son müzik kurallarından yararlanarak, o kurallara göre işlerken “asıl temelin kendi içimizde olması”, “kendi içimizden bulunup ortaya çıkarılması” ve işleme işinin bu temele dayandırılması, oturtulması, yerleştirilmesi gerekiyordu. Bu da çok önemli bir kuraldı. Çağdaş uygar dünyada bu kurallar ve uygulanışları ile onların kaynaklandığı anlayış ve yaklaşımlar bütününe kısaca “ulusal akımlar, ulusal ekoller, ulusal okullar” deniliyordu. Bunlar genel son müzik kuralları içinde çok önemli bir yer tutuyordu. Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminde ilke ve yöntem olarak her ikisi de gerekli görülmekle birlikte ulusallık genellikten daha ağır basıyordu. Sun ulusallığı yeğleyip seçti.

11. Sun Besteci Olarak Kendini Nasıl Görüyor, Tanımlıyor ve Nitelendiriyor?

Nitekim Sun, kendini “ulusal müzik yolunu seçip o yolda çalışan-yaratan bir besteci” olarak tanımlıyor. Çağdaş çoksesli Türk müziğimizde “klasik Türk müziği yazan bir besteci ve [Türk] halk müziği yazan bir halk ozanı gibi görüyor.” Çünkü onları “gerçekten içinde duyuyor ve yaşıyor” (Sun 2011: 280, 282). Bestelemede bu müziklerden bütünsel yararlanmanın, esinlenmenin daha ötesinde kaynaklanmayı ve kaynaklandıklarını eleyip-süzüp damıtarak yeniden mayalanmayı-tohumlanmayı ilke ediniyor. Halkın kolay anlayacağı bir çoksesli müzik yazmaya önem veriyor. Böylece yazdığı tüm müzikleri içerik olarak ilkin kendi insanlarımızla paylaşmayı önemsiyor ve yeğliyor. Bu da öncelikle, içtenlikle, çabuklukla gerçekleşiyor. Çağdaş çoksesli Türk sanat müziğimizde kendini açıkça böyle gören, tanımlayan, nitelendiren başka bestecilerimiz çok azdır, hatta tam Sun gibisi neredeyse yok gibidir.

Sun, baştan ulusalcı bir kavrayış ve kaynaklanışla yola çıkmış, yoluna hep öyle devam etmiş ve etmekte olan bir bestecimizdir. Böylece kendini ve çalışmalarını baştan ulusalcı akım, amaç, ilke, yol ve yöntemle çerçeveleyerek kendine özgü bir biçem oluşturmuştur. Ancak, bunu oluştururken ulusaldan kaynaklanma ve kaynaklandığından süzerek mayalanma-tohumlanma, uluslararasıldan yararlama ve evrenselden esinlenme biçiminde bir anlayış ve yaklaşım içinde olmuştur. Bu anlayış ve yaklaşım yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele ya da kısaca “yöreselden evrensele” ilkesini de esas alır.

Sun’un “Yurt Renkleri” Adlı Eseri: Sun bu eseri için şöyle der: “Yurt Renkleri, Ankara Devlet Konservatuvarı’na öğrenci olduğum yıl (1953-54’de) piyano için bestelenmiş; TRT Yarışması için hazırlanan orkestra partisyonu Mart 1966’da tamamlanmıştır. Yurt Renkleri halk küğünün belirli yapıtlarından derlenen bir demet değildir; bir ‘âşık’ın türkü yakması gibi, bir bağdarın yaptığı halk küğüdür. ‘Halk Küğü Bağdamak’ ya da ulusal olmak bu yapıtta özenti değil, ‘kendiliğinden’dir. Bunun için, öyle sanıyorum ki Yurt Renkleri bir Mey Havası, Bağlama Havası kadar halk küğü olan bir ‘Orkestra Havası’dır.” (Sun 2011: 283). Sun onu geleneksel oyun havası, halk havası gibi “Çoksesli Halk Havaları, Piyano Havası ve Orkestra Havası” olarak niteler. “Türk müziği makam ve dizilerinde ve Kemal İlerici’nin sistemleştirdiği dörtlü armoni anlayışı içinde bestelenmiş”, “geleneksel Türk müziklerinden kaynaklanan özgün kompozisyonlar” olarak tanımlar. Ve ekler: “Türk insanının müziksel duyarlığı bütün parçaların ruhunu oluşturur.” (Sun 2011: 285, 288). Bu eser Sun’un sonraki tüm yaşamı için ilk ana temel oluşturur, eşik aşar ve ilk kilit-kapı-açar eseridir.

12. Sun’un Müzik Eğitimciliği ve Eğitim Müziği Besteciliği

Sun doğuştan akortlu olmasının yanı sıra âdeta doğuştan müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisidir. Onun bu niteliği birlikte, birbiriyle iç içe ve birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütündür. Ve bu bütünlük içinde örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki boyutludur. Bu bakımdan Sun’u (1) genel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (2) özengen müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (3) mesleksel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi olarak görmek ve nitelendirmek doğru olur. Genel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği hem örgün hem yaygın eğitim ağırlıklıdır. Özengen müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği daha çok özengen korolar yoluyla gerçekleşir. Mesleksel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği ise hizmet öncesi ve hizmet içi olmak üzere daha çok devlet konservatuvarlarında müzik sanatçısı ve eğitim enstitüleri müzik bölümlerinde müzik öğretmeni yetiştirme ağırlıklıdır.

Bunların yanı sıra kurslarda ve radyolarda da benzer görev ve işlevler görür. Bütün bunlar bir yandan “tüzük, yönetmelik, yönerge ve plan-program”; öbür yandan “ilke, amaç, kapsam-içerik, yöntem ve teknik”; başka bir yandan da “kitap, araç ve gereç” bakımlarından çok yönlü, çok boyutlu ve geniş kapsamlıdır. İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı (1968) ile Şarkı Demeti (1969) ve Solfej (1974) adlı kitapları öncelikle genel-temel müzik eğitimi, bireysel-toplu şarkı söyleme eğitimi ve müziksel işitme-okuma eğitimi alanlarında devrimsel değişim-dönüşüm-gelişim sağlayan eğitsel çalışmaları, yapıtaşları ve yapıtlarıdır.

Sun, müzik eğitiminde “etkin katılımcı, özgün yaratımcı ve taban genişletimci” bir yaklaşım izler. Bunu izlerken genel, özengen ve mesleksel müzik dinleyicisi yetiştirme sürecini ve tabanını da olabildiğince genişletmeye çalışır. Bunun için örneğin “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” film müziklerini filmden bağımsız ‘konser müziği’ olarak da düzenler ve yapılandırır. Bu eserler Anadolu’da ilgi gören seslendirmelere uzanır (Say 2005: 388). Aynı yaklaşımı Müzikaller ve Tiyatro Müzikleri için de izler ve uygular.

13. Sun’un Temel Görüşü, Ana İlkesi, Ülküsü ve Tutkusu: “Türk Kalarak Çağdaşlaşma”

Atatürk 10 Ekim 1925’te “Devrimin temellerini her gün derinleştirmek, sağlamlaştırmak gereklidir.” diyordu. O’nun bu yönerisi kuşkusuz öbür devrimler gibi Türk müzik devrimi için de geçerliydi. On yıllar sonra Muammer Sun bu devrimle ilgili Cumhuriyet öncesi ön oluşumları da göz önüne alarak 1950’lere-1960’lara kadar olan dönemlerde yapılanları-edilenleri irdeleyip değerlendirdi. Bu bağlamda (1) Batı müziğini alma, (2) Batı müziğinden uyarlama, (3) Batı müziğine öykünme, (4) Batı müziğine göre armonize etme, (5) Batı müzikçiliğinin alma, (6) Genel son müzik kurallarını göre işleme, (7) Öz müziğimizden kural-yöntem-sistem geliştirme ve uygulama aşamalarını ele aldı, elekten geçirdi.

Sun, 1960’ların ikinci-1970’lerin ilk yarısında Türk müzik devriminin temellerini gerçek anlamda ulusal öze dönük ve ondan kaynaklanan bir anlayış ve yaklaşımla yeniden düşünüp yapılandırarak âdeta yeniden oluşturdu ve devrimi yeniden akortladı. Çünkü o bilinçli çalışmalarının başından beri Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşmaya ilkeli, ülkülü, tutkuludur. Bunun için almacı, aktarmacı-öykünmeci-yamacı, uydurmacı-uyarlamacı yöntemlerle sözde batılılaşmayı bırakıp (Sun-Katoğlu 1974, 1993), kendi öz yapımıza, öz kişiliğimize, öz koşullarımıza, öz amaç ve ereklerimize uygun yeni ve özgün yaratıcı-yaratmacı yol ve yöntemlerle gerçek çağdaşlaşmayı erekler. Bunun adı Sun’un deyişiyle Türk Kalarak Çağdaşlaşmaktır.

Ülkemizde ana ilkesi, ülküsü, tutkusu Türk kalarak çağdaşlaşmak olan bir müzikçinin dili kendiliğinden Türkçe, Atatürkçe, Müzikçe olur. Sun işte böyle bir müzikçidir. Ayrıca o Türk kalarak çağdaşlaşma yolunda elbette yalnız değildir, o yolda yürüyen başka bestecilerimiz de vardır. Ancak bunların arasında dili en Türkçe, en Atatürkçe, en Müzikçe olan ya da görünen Sun’dur.

14. Muammer Sun’a Armağan Kitabında Hakkında Yazılanlardan Kimi Seçmeler

            “Karnında güneş olan adam…” (Orhan Peker, s. 15)

“Bu topraklara kök salmış bir ulu çınarımızdır.” (Erdoğan Okyay, s. 26)

            “Her zaman sizin kendi gerçekliğinizle yüzleşmenize yol açan bir çınardır.”(B. Tongur, s. 347)

            “Soyadının izinde bir bestecidir.” (Burhan Önder, s. 348)

            “Cumhuriyet Türkiye’sinin savaşan bir aydınıdır.” “Türk Kalarak Çağdaşlaşmak… Bu başlık Muammer Sun’un dünya görüşünün özetidir.” (Ahmet Say, 337, 344)

            “Bütün eserleriyle bir ‘Yurt Renkleri’dir.” (Cihat Aşkın, s. 357)

“Muammer Sun ‘her kurum içinde kurum’, ‘her okul içinde okuldu.” (Ersin Onay, s. 363)

            “Her şeyim olan öğretmenim.” (İvan Çelak, s. 393)

            “Üretmekle yaşamayı iç içe yoğuran bir kişilik…” (Koral Çalgan, s. 403)

            “Besteciliği yanında sorgulamanın önderleri arasında yer alır.” (Önder Kütahyalı, s. 425)

            “Bir Türkiye sevdalısıdır.” (Sarper Özsan, s. 443)

            “Anadolu’nun rengi, nefesi… Açık yürekli, açık sözlüdür. Sevecen ve hoşgörülüdür. Dik durur, eğilip bükülmez. İlkeli, kararlı ve cesurdur. Ulusalcıdır.” (Ş. Kahramankaptan, s. 463-465)

            “Muammer Sun yalnız besteci ve öğretici olarak değil, aynı zamanda düşünür ve eylem adamı olarak da seçkinleşmiştir.” (Yalçın Tura, s. 471)

“Çağdaş Türk müziğinin ozanıdır.” “Eğitim müziği eserleri Türk toplumunda bir tür anonimlik düzeyine ulaştı.” (Yiğit Aydın, s. 477)

15. Özet, Sonuç ve Öneriler

15.1. Özet: Buraya kadar yapılan genel saptama, çözümleme ve değerlendirmelerden sonra Muammer Sun’un Türk müzik devrimindeki yeri ve önemi en kısa, en özet ve en özlü biçimde şöyle belirtilebilir: Akortlu doğdu, akortlu yaşadı, akortlu yetişti ve oluşturduğu öz yetişimle devrimi yeniden akortladı. Bu, olağanüstü önem ve yaşamsal değer taşıyan, yadsınamaz bir tarihsel gerçekliktir. Bu gerçeklik ya da olgu Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin yakın geçmişini kökten ve derinden etkiledi, bugününü etkilemekte olduğu gibi yakın geleceğini de etkileyecektir. Bu bakımdan açık yüreklilikle diyoruz ki “Türk müzik devriminde kendine özgü bir ‘Muammer Sun olgusu’ vardır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin etkin ve seçkin insanı Muammer Sun önce bu devrimle kendine özgü biçimlendi, sonra bu devrimi kendine özgü biçimledi. Buna göre Türk müzik devriminde önce biçimlenen, sonra biçimleyen oldu. Atatürk’ün öngördüğü “Türk Müzik Devrimi”ne ilişkin düşünce sistemi ile Sun’un tasarladığı “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” ilkesiyle tanımladığı düşünce sistemi tam tamına örtüşür (Okyay 2011: 25). Bu saptama da gösteriyor ki Sun, ulu önder Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminin özünü birkaç on yıl sonra en iyi kavrayan, tanımlayan ve uygulayan katıksız ve ödünsüz bir Türk müzik devrimcisidir.

Sun, tasarladığı Türk Kalarak Çağdaşlaşma amacını, ilkesini, ülküsünü ve yolunu-yöntemini kendisine, çevresine ve toplumuna uyguladı. Böylece kendisini Türk kalarak çağdaşlaştırırken çevresini ve toplumunu da aynı biçimde çağdaşlaştırmaya koyuldu. Birçok engeli ve zorluğu aşarak bunda da çok başarılı oldu. Çünkü tüm çalışmalarında ellerini, beynini ve yüreğini birlikte kullandı. Kullanırken alın terini, akıl terini ve gönül terini birlikte akıttı. Böylece elinin erdiğine ve gönlünün çektiğine aklı ve gücü yetti, gücünün yettiğini elinden geldiğince, aklınca ve gönlünce yaptı, yarattı.

Okyay’ın (2011: 24) deyişiyle “İster orkestra eserleri olsun, ister yazdığı başka türlerdeki zengin dağar olsun, Sun’un müziği kolay algılanan, benimsenen ve geniş kesimlerce hemen özdeşleşilen ve sevilen, çabucak yayılmaya yatkın eserlerdir. Çünkü onlar, ulusal kültürümüzün özgün ögeleriyle örülmüş, o köklerden beslenmiş ve çağımıza taşınmış eserlerdir. Bu müzikleri Sun’a esinleten düşünce sistemi ise onun ‘Türk Kalarak Çağdaşlaşma’ ilkesiyle tanımladığı ve Atatürk müzik devrimiyle tam tamına örtüşen bir düşünce sistemidir. Sun’un müziği bu devrimin hedefine çok uygun düşen bir örnek oluşturmaktadır.” Bu durum Sun’un müzik eğitiminde de aynen geçerlidir.

15.2. Sonuç: Sun, doğuştan akortlu ve âdeta doğuştan besteci ve eğitimcidir. Müzik öğrenimi ve meslek yaşamı boyunca bu üç niteliği birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak taşır. Bunun çok somut bir göstergesidir ki, ülkemizde sanatsal bestecilik ile eğitsel besteciliği birbirine eşdeğer ve birbiriyle uyumlu olarak olağanüstü bir ustalıkla birleştirip kaynaştıran ve bütünleştiren eşsiz bir örnektir.

Sun’un çağdaş ulusal müzik yaklaşımı, Say’ın (2005: 388) deyişiyle “geleneksel müziğimiz ile batı müziği ögelerini birleştirerek onlardan bir bireşime ulaşmak değil, gelenekten kaynaklanan yeni bir [çoksesli] Türk müziği yaratma yönelimidir.” Kütahyalı’nın (1981: 118-119) deyişiyle “Sun’a göre çağdaş Türk müziği yerel kaynaklarımızın çağdaş verilere göre işlenmesinden oluşacaktır.” Sun, müzikte evrenselliğe giden yolun ulusallıktan geçtiği görüşündedir. Bu nedenle onun müzikteki ulusallığı içe dönük ve kapalı değildir; hem içe hem dışa dönük ve açıktır; uluslararasıllığa ve evrenselliğe dönük ve açık uçlu bir ulusallıktır. Çağdaş çoksesli ulusal müzik konusunda yapıcı, yaratıcı, onarıcı-geliştirici-dönüştürücü, yol gösterici ve yüceltici bir kişiliktir; yok edici değil, var edici, var kılıcıdır. Sun’un imgesi bir yandan çağdaş çoksesli Türk ulusal müziğini yaratmada olağanüstü bir besteci olarak, öbür yandan Türk müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Türk kalarak çağdaşlaşma düşüncesinin uygulamalı kuramcısı, kuramlamalı uygulamacısı ve simgesi olarak şimdiden ölümsüzleşmiştir. Şimdiden sonra da hep ölümsüz kalacaktır…

15.3. Öneriler: (1) Muammer Sun’un yaşamı, öğrenimi, görevleri, çalışmaları, sanatsal yaratıları ve öbür eserleri ayrı ayrı, küme-küme ve tümü bir bütün olarak çok yönlü araştırılmalı ve incelenmelidir. (2) Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlere, yarattığı ölümsüz yapıtlara ve paha biçilmez değerlere yerel, bölgesel ve ulusal bir şükran simgesi olarak, en uygun görülecek yer, kurum ve kuruluşlara adı verilmelidir (“MÜZED Muammer Sun Koroları” adı verildi). (3) Muammer Sun adına başta sanatsal bestecilik, eğitsel bestecilik, eğitimcilik ve kuramcılık olmak üzere müziğin belli dallarında ödüller kurulmalıdır (ihdas edilmelidir).

16. Bitiriş

Türk müzik devriminde çok özel, çok ayrı ve ayrıcalıklı bir yeri olan Muammer Sun ile ne denli övünsek azdır. Çünkü o 85 yılını doldurduğu yaşamında ilköğreniminin ilk günlerinde öğrendiği Öğrenci Andı’nın ilk dizesinde-tümcesinde coşkuyla söylediği gibi “Türk’tür, doğrudur, çalışkandır.” Tüm içtenliğiyle ortaya koyduğu gibi her yönüyle “Türk kalarak çağdaşlaşmıştır.” Çağdaşlaşırken tüm emeği, alın teri ve göz nuruyla yarattığı değerlerden oluşan “Tüm varlığını Türk varlığına armağan etmiştir.” Ne mutlu Sun’a! Ne mutlu “Sun’un öğrencisiyim, meslektaşıyım, dinleyicisiyim, izleyicisiyim” diyenlere!

Kendim, Türkiye ve Türk Dünyası Müzik Eğitimi Ailesi adına Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin yılmaz eri, Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin eşsiz yüz akı, anıt insan ve ulu çınar Muammer Sun’u candan yürekten kutluyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisine ve ailesine daha nice sağlıklı, verimli ve mutlu yıllar diliyorum…

Ankara, 25 Kasım 2017

KAYNAKÇA

ABE (2008a), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 23, (1929-1930), İstanbul: Kaynak Yayınları.

ABE (2008b), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 24, (1930-1931), İstanbul: Kaynak Yayınları.

KEP (2004), Köy Enstitüleri Programları[KEP], Ankara: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yay.

Kütahyalı, Önder (1981), Çağdaş Müzik Tarihi, Yay. Nejat İ. Leblebicioğlu, Ankara: Varol Matbaası.

Okyay, Erdoğan (2011), “SCA Müzik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Erdoğan Okyay’ın Konuşması”, içinde: Muammer Sun’a Armağan, Sinemis Adige Sun, Ankara: SCA Müzik Vakfı Yay., s. 21-26.

Oransay, Gültekin (1985), Atatürk İle Küğ, Genişletilmiş ikinci basım, İzmir: Küğ Yayını.

Say, Ahmet (2005), Müzik Ansiklopedisi C. 3, Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları.

Sun, Muammer (1969), Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları, Ankara: Ajans Türk Yay.

Sun, Muammer ve Murat Katoğlu (1993), Türk Kalarak Çağdaşlaşma, Ankara: Müzik Ansiklop. Yay.

Sun, Sinemis Adige (2011), Muammer Sun’a Armağan, Ankara: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yay.

Uçan, Ali (2005a), İnsan ve Müzik/İnsan ve Sanat Eğitimi, Genişletişmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2005b), Müzik Eğitimi, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2010), Başöğretmen Atatürk ve Cumhuriyet Öğretmeni, Yay. Haz. Sibel Karakelle, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.

Uçan, Ali (2015), Türk Müzik Kültürü, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzik ve Yayınevi.

(*)Yazarın, Ulusal Eğitim Derneği’nce 25 Kasım 2017 günü Ankara’da düzenlenen “2017 Yılı Eğitim Onur Ödülü: Prof. Muammer Sun” adlı törende özetleyerek yapmış olduğu konuşmanın geniş kapsamlı makale metnidir. Bu makale tam metin olarak Öğretmen Dünyası Dergisi, Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43’te yayımlanmıştır. (Öğretmen Dünyası [Dergisi], Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43).  

PROF. KADİR KARKIN’IN 50. SANAT VE EĞİTİMCİLİK YILINI KUTLARKEN…


Prof. Dr. Ali UÇAN

Prof.Dr. Kadir Karkın

Çok değerli Ev Sahipleri, çok değerli Konuklar, çok sevgili Katılımcılar ve İzleyiciler,

Bugün burada, çok değerli İnönü Üniversitemizde (İÜ’de) hep birlikte çok güzel bir buluşma ve çok anlamlı bir etkinlik gerçekleştirilmektedir. Sıcak yaz mevsiminin sonuna yaklaşırken uzak yakın demeden güzel yurdumuzun değişik köşelerinden bu güzel buluşmaya gelip bu anlamlı etkinliğe katılan hepinizi saygıyla selamlıyor ve sevgiyle kucaklıyorum.

İnsanların görev, iş-uğraş veya meslek yaşamlarını yurt, ulus ve insanlık yararına dopdolu hizmetlerle geçirerek bu yaşamlarında 50’nci yıllarına esenlikle erişmeleri olağanüstü bir olgudur ve büyük mutluluk verici bir durumdur. 70’inci yaşında alın teriyle ve göz nuruyla hak ettiği bu olağanüstü güzel olguyu ve anlamlı durumu yaşamakta olan çok değerli kardeşim, meslektaşım ve yazgıdaşım Prof. Sy. Kadir KARKIN’ı candan yürekten kutluyor ve duyduğu derin mutluluğu tüm içtenliğimle paylaşıyorum. Yanı sıra bu güzel buluşma ve anlamlı etkinlik programını tasarlayıp gerçekleştiren Düzenleme Kurulunun tüm değerli üyelerini de özellikle bu örnek tutum ve değerbilir davranışlarından dolayı candan kutluyorum. Ayrıca bu buluşmaya ve etkinliğe katılarak güç, destek ve onur veren tüm Katılımcıları da içtenlikle kutlamak istiyorum.

Bilindiği gibi insanların evliliklerinin ellinci yılına ‘altın yıl’ denir. Ona benzer biçimde mesleksel yaşam ve hizmetlerinin ellinci yılına da “altın yıl” denilebilir. Bu açıdan bakılınca bugün burada Karkın’ın mesleksel yaşamının ve hizmetlerinin aynı zamanda ‘altın yılı’nı kutlamaktayız.

Bugün bu buluşmada ve etkinlikte hep birlikte olmamızın-bulunmamızın ortak bir nedeni ve niçini var. Ancak onun yanı sıra her birimiz açısından çok çeşitli, değişik nedenleri ve niçinleri de vardır. Ben ATATÜRK ve CUMHURİYET dönemi Türk Müzik Devrimimizin ilk özgün ana kurumu Musiki Muallim Mektebi’nden (MMM) dönüşme ikinci ana kurumu olan Gazi Üniversitesi (GÜ) Gazi Eğitim Fakültesi (GEF) Müzik Eğitimi Bölümü’nün 1959’dan beri İstanbul İlköğretmen Okulu (İİÖO) Müzik Semineri (MS) çıkışlı bir mensubu, 1965’ten beri öğretim üyesi, 1980’lerin başından itibaren uzun yıllar yöneticisi ve 2008’den beri de etkin bir emeklisiyim. Bu buluşmaya ve etkinliğe öncelikle 1959’dan 2014’e taşımakta olduğum 55 yıllık müzikçi-eğitimci kimliğim ve kişiliğimle severek, koşarak ve coşarak katılıyorum. Bu katılım benim için birçok yönden gerekli, zorunlu ve kaçınılmaz olmanın ötesinde çok doğal bir görevdir. Çünkü genel konumum, özöngörüm (vizyonum) ve özgörevim (misyonum) gereği sevgili Karkın’ın 1989’dan bu yana birçoğunu yerinde gözlemlediğim görev, çalışma ve etkinliklerini düzenli ve sürekli izleyen başlıca tanıklarından biriyim, hatta belki de en başındayım. Bu bakımdan bugün burada sevgili Karkın’ı 50. Sanat ve Eğitimcilik Yılı’nda her biri çok değerli başarılarından ve hizmetlerinden dolayı bir kez daha kutlamaktan ve bu vesileyle kendisi ve çevresindekilerle bir kez daha birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Prof. Kadir Karkın’ın Yaşamöyküsünün Anımsattıkları

Biraz önce Açılış Konuşması’nın ardından Kadir Karkın’ın yaşamöyküsüne ilişkin belgesel ağırlıklı görsel/işitsel sunumu izlerken-dinlerken çok duygulandım, düşünlendim ve derinlere daldım. Böylesi bir ruh durumundayken doğal olarak ulu önder Atatürk’ün yönderliğinde tasarlanıp gerçekleştirilen Türk Müzik Devrimimizin belli evreleri ve dönüm noktaları, ana kurum ve kuruluşları, belirleyici kişi ve kişilikleri birer birer gözümün önüne geldi. Çünkü biraz önce dikkatle izlediğimiz-dinlediğimiz anlamlı yaşam ve ayrıntılı hizmet öyküsünün temelinde bunlar var. Bu bağlamda saptadığım tarihsel bir gerçeklikten söz edeyim: Kadir Karkın’ın yaşamöyküsünün gerisindeki temelin odağında bir Ekrem Zeki Ün olgusu, ilkesi ve ülküsü var. Bunlar olmaksızın, bunlara dayanmaksızın ve temellenmeksizin, bunlardan kaynaklanmaksızın ve yönlenmeksizin Karkın’ınki gibi bir yaşam ve hizmet öyküsü oluşamaz, biçimlenemez, gelişemez ve sürdürülemezdi. Şimdi izninizle önce o anımsadıklarımdan içinde bulunduğumuz süreç içinde özellikle Karkın’ın yaşam ve hizmet öyküsüyle yakından ilgili tarihsel temellerin birkaçını kısaca anımsatarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

1924: Musiki Muallim Mektebi’nin (MMM) Kurulup Açılması: Atatürk ve Cumhuriyet dönemi Türk müzik devriminin ilk özgün ana kurumu MMM. Türkiye’de ilk kez müzik öğretmeni / müzik eğitimcisi yetiştiren bu okul Karkın’ın öğretmeni olan Ekrem Zeki Ün’ün babası Osman Zeki Üngör’ün kurucu müdürlüğünde kuruldu. Bir müzik eğitimcisi olarak Karkın, 1924’te başlayıp 90 yıldır süregelen müzik eğitimcisi yetişme-yetiştirme sürecinin son 50 yılının bir ögesi, ürünü, parçası.

1925’ten İtibaren Seçkin Genç Müzikçilerin Devletçe Yurt Dışına Müzik Öğrenimine Gönderilmesi: Karkın’ın İstanbul İÖO Müzik Semineri’nde öğretmenleri olan E. Zeki Ün 1924-1925’te, H. Bedi Yönetken ise 1928’de devletçe yurt dışına müzik öğrenimine gönderildi. İkisi de MMM, EE MB ve İİÖO MS’de görev aldı.

1930: Ekrem Zeki Ün’ün MMM Öğretmenliğine Atanması: Yurt dışı müzik öğreniminden dönen Ekrem Zeki Ün 1930’da MMM keman öğretmenliğine atandı ve böylece ilk eğitimcilik görevine başladı. Kendisi büyük ölçüde MMM’deki görevinde öğretmenleşti. Karkın’ın İstanbul İÖO Müzik Semineri’nde öbür öğretmeni olan Halil Bedi Yönetken ise 1933’te yurda döndü ve görevine başladı.

1934: Millî Musiki ve Temsil Akademisi (MMTA) Kuruluş Yasasının Çıkarılması: Atatürk eski başkentteki Sanayi-i Nefise Mektebi’ni 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürdükten 6 yıl sonra yeni başkentteki MMM’yi yanına başka kurumları da katarak MMTA’ya dönüştürmek istedi. Çıkardığı yasanın hazırlanması sürecine Ekrem Zeki Ün doğrudan katıldı, katkıda bulundu. Karkın’ın MS’de öğretmeni olan Ekrem Zeki Ün’ün daha o zaman müzik alanında kurumsal akademileşmeden yana olması çok anlamlı ve önemliydi. Bu kurumsal akademileşme gerçekleştirilseydi başkentteki tüm devlet müzik yükseköğretim kurumları aynı akademisel çatı altında-içinde olacaktı.

1934: Ekrem Zeki Ün’ün MMM’den ayrılıp İstanbul [İlk]Öğretmen Okulu’na atanması: Ekrem Zeki Ün MMM’de dört yıl sanatçı öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul [İlk]Öğretmen Okulu’na (İÖO) atandı. Dört yıllık MMM öğretmenliği deneyiminden sonra, babasının çok önce 1914-1918 yıllarındaki öncü uygulamalarından da esinlenerek özellikle 1938-39’dan itibaren İstanbul İÖO’da “Müzik Semineri”ne giden yolun ön koşullarını oluşturdu. E. Zeki Ün eğer İstanbul İÖO’ya atanmasaydı büyük bir olasılıkla bu ‘Müzik Semineri’ oluşumu gerçekleşmezdi.

1937: Gazi Terbiye Enstitüsü (GTE) Müzik Bölümü’nün Kurulması ve 1938’de MMM’nin Buraya Aktarılması: Birçok yönden MMM’nin yeniden yapılandırmalı bir devamı olan GTE Müzik Bölümü (MB) 1970’li yıllarda Karkın’ın öğrenim gördüğü İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü (EE) Müzik Bölümü’nün kuruluşuna öncü, örnek ve esin kaynağı oldu. Bu nedenledir ki Karkın’ın EE Müzik Bölümü’ndeki biçimlenmesinde GEE MB’nin ve onun kurucusu Eduard Zuckmayer’in de dolaylı bir etkisinin olduğundan söz edilebilir.

1940: Köy Enstitülerinin Kuruluşu: Köy Enstitülerinin, o bağlamda Düziçi Köy Enstitüsü’nün kuruluşu. Karkın’ın ilk ciddi müzik eğitimini aldığı ilköğretmen okulu bu enstitüden dönüştürülmedir.

1942: Yüksek Köy Enstitüsü Güzel Sanatlar Kolu’nun Kurulması: Burada gerçek anlamda özgün bir model olarak geleneksel Türk köy müziği temelli, çağdaş Türk ulusal müziği çatılımlı ve uluslararası/evrensel müzik açılımlı Köy Enstitüsü Müzik Öğretmeni (KEMÖ) yetiştirmeye başlandı. Bu KEMÖ modeli KE’lerde ve KE’lerden dönüştürülen altı yıllık İlköğretmen Okullarında (İÖO) geçerli bir model oldu. Karkın bu modelin uygulandığı kurumlardan biri olan Düziçi İlköğretmen Okulu’nda eğitim gördü.

1947: İstanbul İÖO Müzik Semineri’nin Kurulması: Bu kurumun gerçek hazırlayıcısı ve kurucusu Ekrem Zeki Ün’dür. Karkın ‘sanatçı eğitimcilik’ niteliğini ilk kez burada öğrenim görerek ve ağırlıklı biçimde Ekrem Zeki Ün’den eğitim alarak resmen kazandı.

1954: Köy Enstitülerinin Kapatılıp İlköğretmen Okullarına Dönüştürülmesi: Bu sürecin bir parçası olarak Düziçi Köy Enstitüsü Düziçi İlköğretmen Okulu’na dönüştürüldü. Ben bu dönüştürümü o yıl İvriz Köy Enstitüsü’nde 1953 girişli 1. Sınıf öğrencisi olarak, dolayısıyla son kuşak köy enstitülü olarak doğrudan yaşadım. Karkın bu dönüştürümün kalıcı izlerini dört yıl sonra (1957’de) yaşamaya başladı.

1962: VII. MEŞ’de Devlet Müzik ve Temsil Akademisi Kurulmasının Önerilmesi: MMTA’nın 1934’te gerçekleştirilmeyişinden 28 yıl sonra 1962’de düzenlenen VII. Millî Eğitim Şûrası’nda (MEŞ’de) bu öneri yapıldı, fakat sonra hasıraltı edildi. Bu müzik alanında akademileşme yolundaki ikinci büyük başarısızlık idi.

1975-1976: Ege Üniversitesi GSF Müzik Bilimleri Bölümünün Kurulup Açılması: Bu kuruluş ve açılışla ülkemizde müzik alanında ilk akademik-üniversiter yapılanma Müzikbilim alanında gerçekleştirildi. Prof. Dr. Gültekin Oransay’ın kurucusu olduğu bu bölüm Türkiye’de müzik alanında üniversiter yapı içinde gerçekleşen ilk akademik birim-kurum oldu.

1968-1969: İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü (AEE) Müzik Bölümü’nün (MB) Kurulması: Bu kurum Karkın’ın öğretmeni Ekrem Zeki Ün’ün de etkin çaba ve katkılarıyla kuruldu ve açıldı. AEE MB esas olarak GEE MB’nin ilk türevi olup Karkın’ın yükseköğrenim gördüğü ve ilk yüksekokul öğretmenliği yaptığı kurumdur. Bu kurum olmasaydı Karkın E. Zeki Ün’den ikinci kez ve üstelik daha bilinçli feyz alma fırsatı ve olanağı bulamayacaktı.

1982: Tüm Müzik Yükseköğretim Kurumlarının Üniversiteye Bağlanması: Bu bağlanmayla ülkemizde müzik alanında yükseköğreniminin tüm kol ve dallarında topyekûn üniversiterleşme süreci başladı. Karkın’ın öğretmen olarak görev yaptığı Atatürk Eğitim Enstitüsü’nden çevrilme Atatürk Yüksek Öğretmen Okulu’nun Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’ne ve Müzik Bölümü’nün de Müzik Eğitimi Bölümü’ne dönüştürülmesi gerçekleşti. Bölüm kurumsal yapı ve işleyiş olarak ‘Müzik’ten ‘Müzik Eğitimi’ne dönüştürülürken müziksel yönün eğitimsel yön ile eşdeğer kılınması çok önemlidir. Bu dönüştürüm ülkemizde 1970’lerde ‘Okul Müziği’ kavramının ve olgusunun dönüşmesiyle oluşan ‘Eğitim Müziği’ kavramını ve olgusunu daha da güçlendirip pekiştirdi. Karkın bütün bunların farkında ve bilincindedir.

Müzik Eğitimi/Müzik Eğitimciliği alanında üniversiter anlamda Lisans, Yüksek Lisans, Sanatta Yeterlik ve Doktora dereceleri veren akademik kurum, birim, program ve süreçlerin oluşturulması ve açılması: Karkın bu oluşum sayesinde Lisansını Tamamladı ve Sanatta Yeterlik derecesi aldı.

Müzik Eğitimi/Müzik Eğitimciliği alanında Yardımcı Doçentlik, Doçentlik ve Profesörlük unvan ve yetkilerinin ihdas edilmesi (kurulması, meydana getirilmesi): Öğretim elemanlarının kimi geçici-kalıcı belli yasal ve yönetmeliksel yollar ve süreçlerden geçerek-geçirilerek bu unvan ve kadrolara yükseltilip atanması. Kültür Bakanlığından ve Millî Eğitim Bakanlığından üniversitelere devredilen müzik yükseköğretim kurumlarının öğretmenleri bu yol ve süreçlerden yararlandı-yararlandırıldı.

Bugün 50. Sanat ve Eğitimcilik Yılı’nı kutlamakta olduğumuz sevgili Kadir Karkın işte bu değişim-dönüşüm yollarından ve süreçlerinden geçerek-geçirilerek Müzik Eğitimi alanında önce Yardımcı Doçent, sonra Doçent ve daha sonra Profesör oldu.

1982’de Türk Müzik Eğitiminde Yeni Bir Dönüşümün Başlaması

Atatürk 1934’te tüm müzik yükseköğretim kurumlarını akademi çatısı altında toplamayı öngören MMTA’ya çok büyük önem verip kuruluş yasasını çıkarttığı hâlde o zamanın (O. Zeki Üngör ve E. Zeki Ün dışındaki) müzikçileri bu akademik kuruluşu savsaklayıp bir türlü gerçekleştirmediler, gerçekleştiremediler. Onların bu başarısızlığından 48 yıl, yani yaklaşık yarım yüzyıl sonra 1982’de tüm Müzik Yüksek Öğretim Kurumları yeniden yapılandırılarak üniversitelere bağlanıp üniversite çatısı altına alındılar. Bunda 1980’lerde özellikle EE/YÖO Müzik Bölümlerinde görev ve iş başında olanlar, 1934 ve 1962’dekilerin aksine olumlu-yapıcı davranarak kurumlarının akademik yapıya ve üniversiter sisteme geçişini sağladılar. Bu süreçte başta Ali Uçan olmak üzere kimileri yetişim, donanım, birikim ve deneyimleriyle çok etkin ve belirleyici rol oynadılar.

1982’de Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Bölümleri öğretim elemanlarının hemen hemen tümü veya tümüne yakın çok büyük bir bölümü köy enstitüsü kökenliler, köy enstitülerinden dönüştürülen ilköğretmen okulu kökenliler, eğitim enstitüsü kökenliler veya eğitim enstitüsü çıkışlı asistanlık eğitimli + yurtdışı öğrenimli idiler; bir-iki kişi yüksek lisanslı ve bir kişi de doktoralı idiler.

Bunlar içine yeni girdikleri üniversiter ortama ve yapıya uyum sağlamaya çalışırken bir yandan kurumlarını, bir yandan alanlarını, bir yandan kendilerini ve bir yandan da öğrencilerini dönüştürmeye başladılar. Buna ben ‘topyekûn dönüşme/dönüştürme’ diyorum. İlk yıllarda kimileri daha henüz okutmanlık, öğretim görevliliği veya çiçeği burnunda yardımcı doçentlik aşamasındayken “gerçek anlamda öğretim üyeliği” yaptılar. Bu görevi-işi başarıyla gerçekleştirdiler. Çünkü onlar alanlarında daha önceden yeterince donanımlı, birikimli ve deneyimli gerçek anlamda birer sanatçı eğitimci veya eğitimci sanatçı idiler. Bu olağandışı zorlu geçiş döneminde Köy Enstitülerinin kuruluş yıllarındaki gibi birçok şeyi işbaşında veya mesai bitiminde çalışarak akşam kendileri öğrendiler, sabah öğrencilerine öğrettiler. Görev-iş başındayken öz-kapsam-içerik olarak en az tezsiz yüksek lisansa eşdeğer nitelikte lisans tamamladılar ve hemen ardından sanatta yeterlik yaptılar-aldılar. Kimileri de bunlarla yetinmeyip tezli yüksek lisans ve bilimde doktoraya yöneldiler.

Bütün bu olağanüstü zorlu süreçte kimilerinin müzik alanına ilişkin yapıcılık, yöneticilik, kuruculuk ve geliştiricilik özellikleri fark edilip daha çok öne çıkmaya başladı. Bunlardan biri bugün burada 50. Sanat ve Eğitimcilik Yılı’nı kutlamakta olduğumuz sevgili Prof. Kadir KARKIN idi.

Ben bütün bu dönüşme-dönüştürme sürecinin en başında, en odağında ve en özeğinde yer alan çiçeği burnunda doktoralı/sanatta yeterlikli bir sanatçı/bilimci/eğitimci/yönetimci kişi olarak başkent Ankara’da ana merkez kurum GÜ GEF Müzik Eğitimi Bölümü’nde işbaşındaydım. Çok daha önceden, 1975’lerden itibaren kemancılığımın ve keman eğitimciliğimin en yoğun, etkin ve verimli aşamasındayken bilinçli bir özyönlenme ve özgirişimle müzik eğitimi alanında ülkemizde Atatürk’ün öngördüğü ve çizdiği yolda, çok istemesine karşın bir türlü başarılamayan çağdaş anlamda akademik-üniversiter yapılanmaya kendimi hazırlamış, görevli kılmış ve adamıştım. Bu adanmışlıkla 1974’ten 1982’ye kadar geçen sekiz yılda ilkönce kendimi dönüştürmüştüm. Düşünüp tasarladığım bu yapılanma müzik eğitimi alanının doğasına ve çağdaş işlevine uygun sanatsal-bilimsel-teknik-felsefî boyutlarıyla bir bütün olan çok yönlü bir yapılanmaydı. Bu yeni yapılanmayı, başta Ankara’daki ana kurum Gazi Eğitim olmak üzere İstanbul, İzmir ve Bursa’daki kardeş fakültelerde gerçekleşmekteyken, 1980’lerin sonlarından itibaren başka bölgelerimizde de, öncelikle bölgesel-merkezî üniversitelerin eğitim fakültelerinde de tasarlamak ve gerçekleştirmek gerekiyordu. Bu amaçla söz konusu yerlerde adım adım yeni Müzik Eğitimi Bölümleri kurup açmak zorunluydu. Bu nedenle fırsat ve olanak buldukça YÖK’ün ve başta Adana, Antalya, Erzurum, Diyarbakır, Van, Samsun, Trabzon vb. kentlerdekiler olmak üzere ilgili üniversitelerin yöneticilerini bu konuda gerekli adımları atmaları yönünde bilgilendirmeye, yönlendirmeye ve yüreklendirmeye çalışıyordum.

Bu doğrultudaki çalışma ve girişimlerimden birini de Malatya’daki İnönü Üniversitesi (İÜ) ile ilgili olarak yapıyordum. Bunun olumlu bir sonucu olarak söz konusu Üniversitenin yöneticilerince (rektör Prof. Dr. Engin Gözükara ve dekan Prof. Dr. Mustafa Aydın) Eğitim Fakültesinde Müzik Eğitimi Bölümü açmaya karar verildi. Buraya kurucu öğretim üyesi konumunda uygun bir müzik eğitimcisi arıyorduk. İşte tam o aşamada “kim veya kimler olabilir” derken, MÜ AEF Müzik Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Kadir KARKIN akla geldi ve kendisine yapılan öneriye gönüllü olarak “evet” dedi. Böylece sorun baştan ve kökten çözüldü. Çünkü kendisi donanımlı, birikimli ve deneyimli yapısıyla; özgüvenli ve yürekli kimliğiyle, girişken-atılgan kişiliğiyle ve üstüne üstlük gönüllülüğü ve istekliliğiyle böyle bir iş için tam biçilmiş kaftandı. Nitekim zaman bunu hemen doğruladı. Çünkü çok geçmeden 1989’da çok yerinde bir seçim ve doğru bir kararla atanıp tüm gücüyle işe koyuldu. Ve işe-göreve başlar başlamaz söz konusu nitelik ve özellikleri hızla birer birer kendini göstermeye başladı.

Kadir Karkın tipik bir köy ve köylü çocuğu, bir köylü orman koruma memuru çocuğu. Köy ilkokulunu bitirdikten sonra köy enstitüleri geleneğini sürdüren altı yıl öğrenim süreli [köy] ilköğretmen okulunun ortaokul kısmında ve [kent] ilköğretmen okulunun [lise kısmında] yetişmiş, 20 yaşında çekirdekten öğretmen, çekirdekten eğitimci olmuştu. Örgün öğretimin üç ana kademesinde (ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde) öğretmenlik yapmıştı; ilkokul öğretmeni, ortaokul-lise kısımlı ilköğretmen okulu öğretmeni ve lise öğretmeni, eğitim enstitüsü ve yüksek öğretmen okulu öğretmeni olarak çalışıp görev yapmıştı. Ardından da eğitim fakültesinde önce öğretim görevliliği, sonra da akademik öğretim üyeliği yapmıştı. Malatya İnönü Üniversitesi’nde göreve başlarken 11 yılı yükseköğretimle ilgili olmak üzere toplam 29 yıllık eğitimcilik deneyimine sahipti.

Karkın’ın sanat ve eğitimcilik yaşamı 1964’te 20 yaşındayken İstanbul İlköğretmen Okulu Müzik Semineri’ni bitirip Müzik Ağırlıklı İlkokul Öğretmeni olarak görev almasıyla birlikte başlıyor. Çünkü bu görevi sanatçılık ve eğitimcilik donanım, birikim ve deneyiminin birlikte ve iç içe kullanılıp işe koşulduğu bir nitelik taşıyor. 1973’te İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nün bitirip İlköğretmen Okulu Müzik Öğretmeni olarak görev almasıyla daha belirgin bir nitelik kazanıyor. 1978’de İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’ne öğretmen olarak atanmasıyla yeni ve ileri bir aşamaya erişiyor. 1982’de Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü Öğretim Görevlisi olduktan ve 1983’te ‘Lisans’ını tamamladıktan sonra 1986’da ‘Doktora’ya eşdeğer ‘Sanatta Yeterlik’ (Sy.) derecesini alınca akademik bir niteliğe bürünüyor. 1987’de ‘Yardımcı Doçent’ unvanı verilerek akademik Öğretim Üyeliğine ve 1988’de ‘Doçent’ unvanı verilerek sürekli [daimî] Öğretim Üyeliğine yükseltilip atanınca üniversiter bir öz ve biçim kazanıyor. O yıldan bu yana (geçen son 28 yılda) tüm yoğunluğu ve yeğinliğiyle devam ediyor. 1994’te Profesörlüğe yükseltilip atanarak o yıldan itibaren ‘Profesör’ unvanı ve yetkisiyle sanat ve eğitimcilik yaşamını sürdürüyor. Ve böylece Karkın’ın ilk kez 1964 yılında başlamış olan “sanat ve eğitimcilik yaşamı”, içinde bulunduğumuz 2014 yılında tam “50. Yılı”na erişmiş bulunuyor.

Ne ilginç ve anlamlı bir durumdur ki Karkın’ın 50. sanat ve eğitimcilik yılı benim 55. sanat ve eğitimcilik yılıma rastlıyor. Bu durum, sanat ve eğitimcilik yaşamı sürecine benim ondan 5 yıl önce 18 yaşımdayken İstanbul İÖO Müzik Semineri’ni bitirip girmiş olmamdan kaynaklanıyor. Bu iki uzun süreç birçok evrede birbiriyle buluşuyor, çakışıyor, kesişiyor ve örtüşüyor.

Kadir Karkın’ın 50 Yıllık Sanat ve Eğitimcilik Yaşamına Sığdırdıkları

Neler sığdırmıyor ki! Çok şeyler sığdırıyor. Hatta hemen her şeyi sığdırıyor. Bunun temel nedenlerinden biri kanımca onun her ana aşamada çok bilinçli ve hazırlıklı olarak öğrenim görmesidir. Şöyle ki, ilkokulu bitirdikten 1 yıl sonra ilköğretmen okuluna, 6 yıl değişik köy ilkokullarında müzik ağırlıklı ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra eğitim enstitüsü müzik bölümüne giriyor. Ayrıca 4+1= 5 yıl ilköğretmen okulu ve lise müzik öğretmenliği yaptıktan sonra eğitim enstitüsü müzik bölümünde öğretmen olarak görev alıyor. Ve bunların üstüne 4+4= 8 yıl yüksekokul öğretmenliği ve üniversite öğretim görevliliği yaptıktan sonra üniversite öğretim üyesi oluyor. Ben bütün bunların böyle olmasını çok anlamlı buluyor, çok önemsiyor ve değersiyorum. Çünkü bunlar Karkın’ın eğitken-yönetken ve yaratkan-üretken sanat ve eğitimcilik/yönetimcilik yaşamında çok etkili ve belirleyici bir rol oynamış görünüyor. Bunda kuşkusuz bütün bu kimlik yapısının yanı sıra kişilik yapısı da çok etkili ve belirleyici oluyor. Kişilik yapısında çalışkanlık ve kararlılık, özgüvenlilik ve yüreklilik, sabırlılık ve özverililik, girişkenlik ve atılganlık, ısrarlılık ve ereklilik var. Üstelik doğru zamanda, doğru yerde, doğru biçimde olmayı ve doğru iş görmeyi biliyor. Ağırlıklı olarak kuzey, doğu, güney ve güneydoğu bölgelerimizde çalışıyor. Şimdi 50 yıllık sanat ve eğitimcilik yaşamına sığdırdıklarına bir göz atalım.

Türkiye’nin Tüm Ana Bölgelerinde Görev Alışı: Karkın ülkemizin tüm 7 ana bölgesinde de görev alıp çalıştı. Bu, “Türk bayrağının dalgalandığı her yerde çalışırım, görev yaparım.” veya“Türk bayrağının dalgalandığı her yer benim görev yerimdir.” anlayışına uygun bir tutum ve davranış içinde oluşun somut bir göstergesidir. Bu bölgelerde sırasıyla Hatay, Sinop, İstanbul, Malatya, Bolu, İzmir, Sivas, (yeniden İzmir, Malatya) ve Adıyaman olmak üzere büyük, orta ve küçük ölçekli 8 değişik ilde, kentte ve yerleşkede hizmet verdi. Ben bunların üçündeki (Malatya, Bolu ve Sivas’taki) çalışmalarını yerinde görme, gözlemleme ve izlemleme olanağı buldum ve mutluluğuna eriştim.

Sanatçı Eğitimciliği ve Öğretimciliği: Kadir Karkın çekirdekten yetişme bir sanatçı eğitimci ve öğretimcidir. 6 yıl ilkokul, 4 yıl ilköğretmen okulu, 1 yıl lise öğretmenliği; 4 yıl eğitim enstitüsü ve yüksek öğretmen okulu müzik bölümü öğretmenliği; 4 yıl üniversite öğretim görevliliği; 28 yıl üniversite öğretim üyeliği (bunun 1 yılı yardımcı doçentlik, 7 yılı doçentlik, 20 yılı profesörlük) yaptı. Toplam olarak ise net 47 yıl örgün eğitimcilik hizmetinde bulundu. Bu, insanı çocukluk, ergenlik, gençlik ve yetişkinlik çağlarında yoğurup yetiştiren uzun erimli bir sanatçı eğitimcilik-öğretimcilik demektir. İlkokul birinci sınıftan Doktoraya kadar hemen her düzeyde ders, tez, seminer vb. demektir.

Yapıcılığı ve Yöneticiliği: Karkın yapıcı bir yönetici niteliği taşıyor. Yöneticiliği iki ana boyutlu: (1) Kurum yöneticiliği, (2) Müzik toplulukları yönetkenliği, yani koro ve orkestra yönetkenliği (şefliği).

Koro-Orkestra Eğitkenliği ve Yönetkenliği: Bu özelliği mesleksel yaşamında ilk ve erken-yıllardan itibaren oluşuyor, işe yarıyor ve gelişiyor. Bu özelliği giderek hızla gelişirken çok geçmeden koşulların da elvermesiyle kendiliğinden kurumsal yönetkenliğe de evriliyor.

Kurumsal Yöneticiliği, Kuruculuğu, Geliştiriciliği: Kadir Karkın’ın kurumsal yöneticiliği tek öğretmenli köy okulunda bir tür ilkokul yöneticiliği olan ilkokul başöğretmenliği ile başlıyor ve oradan zaman içinde adım adım yol alarak fakülte dekanlığına kadar ilerliyor. Bu özelliğiyle 31 yıl akademik-üniversiter yöneticilik yaptı (yüksekokul, fakülte ve enstitülerde anabilim/anasanat dalı başkanlığı, anabilim dalı başkanlığı, bölüm başkan yardımcılığı, bölüm başkanlığı, dekan yardımcılığı, dekan vekilliği ve dekanlık). Sanat ve eğitimcilik yaşamında 50 yılın yaklaşık 35 yılını ilk, orta ve yüksek eğitimin öğretimin çeşitli kademelerde yöneticilikle geçirdi. Bölüm ve Fakülte kuruculuğu (ve onlara bağlı Anabilim Dalı, Anasanat Dalı, Anabilim/Anasanat Dalı kuruculuğu); Lisans, Yüksek Lisans, Doktora Programları açıcılığı ve başlatıcılığı yaptı. Bütün bunlar Karkın’ın İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü’nün kurucu bölüm başkanlığına önerilişinde ve getirilişinde ne denli haklı olduğumuz kısa sürede görülüp anlaşıldı. Bundan dolayı çok mutluyum. Burada hemen belirteyim ki yöneticilik yaşamının 16 yılını kuruculukla geçirerek 1 bölüm ve 3 güzel sanatlar fakültesi ile onlara bağlı birimler kurması kuşkusuz ayrı bir önem ve değer taşıyor.

Üst Düzey ve Ast Düzey Yöneticilerle Sağlıklı İletişimciliği ve Etkileşimciliği: Karkın çalıştığı hemen her kurumda kendi görev konumuna göre üst düzey ve ast düzey görev konumunda olan yöneticilerle genellikle etkili ve olumlu sonuçlar alıcı bir iletişim ve etkileşim içinde oldu. Karşılaştığı sıkıntıların, zorlukların ve engellerin çoğunu bu ilişki ve etkileşim sayesinde aştı.

Çalışma Arkadaşları ve Meslektaşlarınca Desteklenirliği: Karkın görev aldığı her kurumda dostları, çalışma arkadaşları ve meslektaşlarından yardım ve destek almayı bildi. Üstlendiği her yönetim görevine önerilir, seçilir ve atanırken ve bu görevleri yürütürken çoğu dost, arkadaş ve meslektaşlarından anlamlı yardım ve destek gördü.

Arkadaşlığı, Dostluğu ve Sırdaşlığı: Genel olarak çevresindekilerce güvenilir bir arkadaş, dost, sırdaş ve yoldaş oldu. Bu özelliği görev aldığı her kurumda kendini belli etti.

“Baraka”dan Bugünkü “Görkemli Binalar”a Dönüştürümcülüğü: Karkın 1989 yılında İnönü Üniversitesi (İÜ) Eğitim Fakültesi (EF) Müzik Eğitimi Bölümü’nü bağımsız bir barakada kurup açıyor. Oradan yola çıkarak çalıştığı çoğu kurumları sonraki yıllarda görkemli bölüm ve fakülte binalarına kavuşturuyor. İÜ EF Müzik Eğitimi Bölümü kurulur ve öğretime başlarken mekân olarak, yanlış anımsamıyorsam, biri yarı bağımsız veya tam “bağımsız baraka”, öbürü bir fakülte binasının “zemin katı”+“bodrum katı” olmak üzere başlıca iki seçenek söz konusuydu. Karkın bu iki seçenekten ilkini, yani bağımsız barakayı seçti. Bu seçim, özellikle başka birim, topluluk ve kişileri rahatsız etmekten kaçınılması gereken ilk müziksel çalışmalar ve etkinlikler için daha doğru ve daha uygun bir seçimdi. Başlangıçtaki bu bağımsızlıkçı tutum sonraki yıllarda bugünkü bağımsız bölüm binasını doğurdu. Daha sonraki yıllarda bir benzerini Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi’nde gerçekleştirdi.

Atılımcılığı, Yenilikçiliği, Öncülüğü, İlkçiliği: Karkın’ın Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü’nde kurup açtığı Müzik Teknolojisi Anabilim Dalı Türkiye’nin kamu üniversitelerinde kendi alandaki ilk ve öncü kuruluştur. Böyle bir anabilim dalının yıllar önce 1990’ların ortalarında ilk kez Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümünde kurulmasını düşünüp tasarlamış ve önermiştim. Öbür yandan Sivas’ta “Yaylı Çalgılar Çocuk Orkestrası” kurması ve “Uluslararası Heykel Sempozyumu” düzenlemesi de çok önemli ilklerdendir.

Özendiriciliği-Yönlendiriciliği-Yönelticiliği: Yönettiği kurumlarda öğrencileri, okutmanları, araştırma ve öğretim görevlilerini daha etkin olmaya, araştırmaya-incelemeye, lisans tamamlamaya ve lisansüstü öğrenim görmeye özendiriyor, yöneltiyor ve isteklendiriyor. Böylece kendisiyle birlikte çevresindeki elemanları da geliştiriyor, bunun için onlara gerekli fırsat, olanak ve seçenekleri sağlıyor.

Ulusal ve Kurumsal Örgütleyiciliği: 1994’te MMM’nin Kuruluşunun 70’inci Yılı vesilesiyle Ankara’da Gazi Üniversitesi’nde ilk kez “Türkiye Üniversiteleri Eğitim Fakülteleri Müzik Eğitimi Bölümleri Arası Kurul” olarak adlandırdığım oluşumu düzenleyip gerçekleştirdik. Bu oluşuma ve ilk toplantıya AİBÜ EF Müzik Eğitimi Bölümü Başkanı olarak katılan Karkın bu kurulun 2. Toplantısını AİB Üniversitesi’nde düzenledi. Bu öncü oluşumu adlandırmanın, birinci, ikinci ve daha sonraki toplantılarını düzenlemenin çok ilginç bir öyküsü var. Bu öykü ayrıca ele alınıp anlatılmaya değer.

Ulusal ve Uluslararası Açılımcılığı: 1998 yılında, kısaca ArGe Nord denilen Kuzey Avrupa Ülkeleri Müzik Eğitimi Uluslararası Çalışma Topluluğu ile Türkiye’mizin Kuzey Anadolu Bölgesindeki bir Müzik Eğitimi Bölümümüz arasında ortak bir uluslararası buluşma ve çalışma yapılmasını düşünüp tasarlamıştım. EAS-Avrupa Müzik Okul Eğitimi Birliği Kurucu Yönetim Kurulu üyesi, Türkiye Eşgüdümleyicisi ve ArGe SüdGüney Avrupa Ülkeleri Müzik Eğitimi Uluslararası Çalışma Topluluğu üyesi olarak düzenlenmesini tasarladığım bu uluslararası ortak çalışma etkinliğine Prof. Karkın yönetimindeki AİBÜ EF Müzik Eğitimi Bölümü (MEB) ev sahipliği yaptı. Bu etkinlikle AİBÜ EF MEB, GÜ GEF MEB’den sonra uluslararası etkinliğe ilk açılan ilk Müzik Eğitimi Bölümü oldu. Bu açılımda Karkın’ın çok etkin rolü ve önemli katkısı oldu.

Sanatsal ve Bilimsel Etkinlikler Düzenleyiciliği: Karkınyurdumuzun birçok yerinde çok sayıda müziksel dinletiler-konserler, bilimsel paneller ve sempozyumlar, sanatsal sergiler ve yarışmalar düzenledi. Bunların her biri kendine özgü koşullarda yaratılan ayrı bir başarı öyküsüdür.

Sanatsal-Bilimsel Yaratkanlığı, Üretkenliği ve Çeşitli Eserleri: Karkın’ın bu özelliği çok yönlülük, çok boyutluluk ve zengin bir çeşitlilik gösteriyor. Bunlar okul şarkıları, piyano eşlikli şarkılar ve türküler; müzik ders kitapları; şarkı, piyano, keman, viyola, orkestra albümleri ile çeşitli kongre, panel ve sempozyumlarda sunulmuş bildiriler olarak geniş bir yelpaze oluşturuyor. Her biri ayrı bir anlam, önem ve değer taşıyor, ayrı bir işlev görüyor. Hemen tümü kılgıya-uygulamaya dönük.

Eğitim Müziği Besteciliği: Karkın’ın sanatsal yaratkanlığının ve üretkenliğinin önemli bir boyutu erken yıllarda yönelip başlamış olduğu eğitim-öğretim müziği besteciliğidir. Karkın çalıştığı kurumlarda bu yönüyle eğitim müziği alanında karşılaşılan çok önemli yoklukları gideriyor, boşlukları dolduruyor, azlıkları çokluğa çeviriyor; yalın, açık ve anlaşılır bir eğitsel-sanatsal dil kullanıyor.

Çevrenin Kültürel, Sanatsal ve Eğitimsel Yaşamına Etkileri-Katkıları: Karkın bulunduğu her bölgede,görev yaptığı-çalıştığı her üniversitede, yaşadığı her kent ve yerleşkede iç çevre ve ortamlarda başlayıp oralardan çevre il ve ilçelere doğru yayılan önemli etkiler-katkılar sağlıyor.

Değerbilirliği ve Vefalılığı: Karkın genellikle kendi adına uygun davranır. Ön adını oluşturan “kadir” sözcüğünün anlamlarına uygun bir tutum ve davranış içinde bulunur. Bu bağlamda örneğin Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin büyük konser-konferans salonunun “CÜ GSF Ekrem Zeki Ün Salonu” olarak resmî adlandırılmasını sağlamıştır. Yanlış anımsamıyorsam o salonda bu resmî adlandırımdan sonraki ilk konferansı Ekrem Zeki Ün’ün eski bir öğrencisi olmamdan da kaynaklanan nedenlerle çağrılı olarak ben vermiş olmalıyım. Şimdi burada tam yeri gelmişken hemen belirteyim ki bugün bu etkinliği gerçekleştirmekte olduğumuz bu güzel salon da doğru ve uygun bir özel adlandırılmayı bekliyor.

Genel Değerlendirme

Görülüyor ve anlaşılıyor ki Prof. Kadir Karkın’ın kendine özgü bir yaşamöyküsü ve bu öykü içinde yine kendine özgü bir sanat ve eğitimcilik yaşamı var. En tipik özellikleriyle Prof. Karkın;

Son derece ilkeli ve ülkülü, tutarlı ve tutkulu, kendini mesleğine adamış bir insan.

Son derece yurtsever, insansever ve ulussever bir sanatçı eğitimci ve yönetimci.

Her yönüyle tam bir yerli malı, tam bir yerli eğitim-üretim ürünü.

Her bakımdan katıksız/katkısız, gerçek bir Cumhuriyet müzik eğitimcisi ve yönetimcisi.

Alanına, kurumuna, ulusuna, ülkesine sorumluluk bilinci ve yükümlülük duygusu çok yüksek.

Her gerektiğinde direngen, savungan ve savaşkan bir eğitici/yönetici.

Her yeni kuruluş ve yapılanış evresinde aranan-istenilen-çağrılan bir eğitimci/yönetimci.

Bütünsel ve tümel anlayış ve yaklaşımlı biryönetken eğitimci veeğitimci yönetken”.

Karkın çok devingen, halk diliyle “çok gezeğen, çok dolaşağan” bir kişilik yapısına sahiptir. Gezeğen halk dilinde “çok gezen (kimse)” demektir. Bu sözcük burada “boş gezen” değil, “dolu gezen” kimse anlamındadır. Karkın’ın bu özelliği “daha ilkokul yıllarında oluşmaya başlıyor” dense yeridir. Çünkü okulu olmayan bir köyde doğuyor ve ilkokulu babasının görevi gereği ailesiyle birlikte değişik köylerde yaşayıp okuyarak bitiriyor. 5 yıllık ilkokulu 5 değişik köyde okuyarak bitirip 6 yıl içinde 4 değişik köyde ilkokul öğretmenliği yaparak farklı köylerin ortamlarına uyum sağlıyor. Yedi bölgeye “yedi iklim dört bucak” denilebilecek biçimde yayılan çok değişik görev yerleri ve kurumları nedeniyle kendisine kimilerince şunlar yakıştırılabilir: “Gezeğen bölüm başkanı”, “Gezeğen dekan”.

Sanat ve müzik kültürü ve eğitimi alanında Türkiye sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’den ibaret değildir, olmamalıdır ve olmayacaktır.” sözümü 1960’lardan beri on yıllardır söyleye gelirim. Karkın bu sözümün anlamını ve önemini en erken, en çabuk ve en iyi kavrayan ve gereğini en iyi yerine getiren meslektaşlarımın başında geliyor. Nitekim sanat ve müzik kültürünün ve eğitiminin ülke geneline ve özellikle Kuzey, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya yayılması için yıllardır çok çalışıyor, çok etkin çaba gösteriyor ve çok yararlı oluyor. Sanıyorum ki bu yolda en kararlı, en sebatlı (direşli-direşken), en etkili, en verimli, en başarılı ve en yararlı olanların başlarında, hatta en başında geliyor. Bu yolda özellikle sanat-müzik yükseköğretim kurumlarımızın büyük kentlerimizin bulunduğu bölgelerin dışındaki bölgeler ve kentlerde de kurulup açılmasında ve yayılıp güçlendirilmesinde en etkin rol oynayan ve en çok hizmet verenlerin başında yer alıyor. Bu yer alışın başladığı 1989 yılı Karkın’ın yaşamındaki yeni dönemin başlangıcını, son 25 yılının ilk kilometre taşını oluşturuyor.

Sonuç olarak Kadir Karkın’ı güzel Türkiye’miz için 1970’lerden 1980’lere kadar çok yönlü düşünüp tasarladığımız ve aklımız erdiğince ve gücümüz yettiğince belli ön, yan ve temel koşullarını oluşturduğumuz “1982 sonrası müzik kültürü ve müzik eğitimi seferberliği”mizin başta gelen üstlenici, uygulayıcı ve gerçekleştiricilerinden biri olarak görüyor, nitelendiriyor ve değerlendiriyorum.

Sevgili kardeşim, meslektaşım ve yazgıdaşım Prof. Kadir Karkın çağdaş Türk sanat ve müzik eğitimine çok büyük, çok kalıcı ve her türlü övgüye değer hizmetlerde bulunmuştur. Bu nedenle, kendisine, üyesi olduğumuz Türk Müzik Eğitimi Ailesi adına teşekkürler ediyor ve şükranlarımı sunuyorum. İçimden, içimin en dip derinliklerinden gelen bir sesle “İyi ki varsın Kadir!” diyorum. Bu tür hizmetlerini yaşamının bundan sonrasında da esenlik içinde sürdürmesini diliyorum.

Karkın’a ve onunla birlikte tümünüze “Sağ olun, var olun, esen kalın!” diyerek sözlerime son veriyorum.

Malatya İÜ GSTF, 16 Ağustos 2014