Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) Genel Merkezi Meşrutiyet Caddesi Hatay Sokak No: 5/ 10 Kızılay- ANKARA
(312) 419 03 98 bilgi@muzed.org.tr

MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI: “BESTECİ DR. ERDOĞAN OKYAY ÖLDÜ, KİMSENİN HABERİ OLMADI” HABERLERİ GERÇEK DIŞIDIR, BİLGİSİZLİK ÜRÜNÜDÜR 19.04.2021

Son günlerde sosyal medya üzerinden 15 Ekim 2017 tarihinde yitirdiğimiz Türk okul müziğinin unutulmaz bestecisi Dr. Erdoğan Okyay ile ilgili doğru olmayan bir bilgi yayılmaktadır.

Hiçbir araştırma yapmadan bilgisizlik ürünü olarak hızla yayılan bu gerçek dışı haber, aşağıdaki yer almaktadır:

“*Atatürk ölmedi yüreğimde yaşıyor/ *Öğretmenim canım benim/ *Kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut/ *Gezsen Anadolu’yu.. Bu unutulmaz bestelerin mimarı 84 yaşındaki Dr. Erdoğan Okyay’ın vefatını hiçbir haber bülteni maalesef geçmedi. Halbuki bu şarkıları ilkokul yıllarımızda nasıl da içten, yürekten söylerdik değil mi? Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyoruz.”

Yeni Çağ Gazetesinde bile kendine yer bulabilen; Facebook’ta “Bekir Coşkun ve Yazıları” adlı hayran sayfasına taşınan bilgisizlik ürünü bu haber, farklı kişiler tarafından binlerce kez paylaşılmıştır.

Bu haberin doğrusu aşağıdaki gibidir:

Türk okul müziğinin unutulmaz bestecisi, müzik eğitimcisi, koro şefi, araştırmacı, yazar, öğretmen örgütçüsü ve MÜZED Üyesi Dr. Erdoğan Okyay’ı 15 Ekim 2017 günü Ankara’da 84 yaşında yitirdik. Dr. ERDOĞAN OKYAY,  16 Ekim Pazar günü Gazi Üniversitesi Konser Salonunda yapılan ve ailesinin, çok sayıda öğrencisinin, müzik eğitimcisinin, sanatçının katıldığı bir törenin ardından Ankara Karşıyaka Gömütlüğünde son yolculuğuna uğurlandı.

Dr. Erdoğan Okyay’ın vefat haberi Müzik Eğitimcileri Derneğinin basın açıklamasıyla basına ve kamuoyuna duyuruldu. www.muzed.org.tr sitesinde öncelikle yayımlanan haber; Türkiye’nin belli başlı bütün gazetelerinde, sanat dergilerinde, internet sitelerinde televizyon ve radyo kanallarında yayımlandı; Erdoğan Okyay’la ilgili programlar yapıldı. Basında yer alan bu haberlerden başlıcalarının bağlantıları aşağıda verilmiştir.

Kişiler, yayın organları, bir vefat olayından haberdar olmamış olabilir. Ancak sosyal medyada karşılaştığı, kaynağı belirsiz gerçek dışı bir haberi sorgulamadan, hiçbir araştırma zahmetine katlanmadan olduğu gibi paylaşanları kınıyoruz. Bu sorumsuz tutumu sevgili öğretmenimiz Erdoğan Okyay’ın aziz anısına ve onu sevenlere bir saygısızlık olarak görüyoruz.

Yukarıdaki gerçek dışı haberi yayanların, bu açıklamamızı da paylaşarak okurlarını, izleyicilerini bilgilendirmelerini bekliyoruz.

Bu haberlerde geçen Dr. Erdoğan Okyay’ın henüz yayımlanmamış ve bir kısmı taslak hâlindeki şarkıları MÜZED tarafından üzerinde çalışılarak basıma hazırlanmıştır. Dr. Erdoğan Okyay’ın yayımlanmamış yeni şarkıları, ilk baskısı 1973’te yapılan “Dereden Tepeden Çocuklar İçin Şarkılar” adlı kitabına eklenerek bu kitabın genişletilmiş 2. Baskısı biçiminde  bu yıl içinde Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) tarafından yayımlanacaktır.

Refik Saydam Müzik Eğitimcileri Derneği Genel Başkanı

BASINDA ERDOĞAN OKYAY’IN VEFATIYLA İLGİLİ HABER BAĞLANTILARI

Gerçek dışı haber bağlantıları:

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/oldugunde-kimsenin-haberi-olmamisti-erdogan-okyayi-bilir-misiniz—447014h.htm
https://www.facebook.com/photo?fbid=307601574064760&set=a.283721763119408

Doğru haber bağlantıları (şu anda ulaşabildiklerimiz):




https://www.
sanattanyansimalar.com/dr-
erdogan-okyay-son-yolculuguna-ugurlandi/3230/
https://www.ulusal.com.tr/gundem/erdogan-okyay-yasamini-yitirdi-h178798.html
https://www.ntv.com.tr/sanat/ogretmenim-canim-benim-sarkisinin-bestecisi-erdogan-okyay-hayatini-kaybetti,l9b_BRZ7e0C-DTEEYR_qRA
https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/ataturk-olmedi-sarkisinin-unlu-bestecisi-vefat-etti/
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/gunaydin/sb-mevlut_tezel/2017/10/20/ataturk-olmedi-ogretmenim-gezsen-anadoluyu
https://www.milliyet.com.tr/cadde/cocuk-sarkilarinin-unlu-bestecisi-erdogan-okyay-yasamini-yitirdi-2539203
https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/magazin/ogretmenim-canim-benim-sarkisinin-unlu-bestecisi-vefat-etti-40614207
https://www.haberturk.com/ogretmenin-canim-benim-sarkisinin-bestecisi-erdogan-okyay-oldu-1676886
http://www.gazetevatan.com/erdogan-okyay-yasamini-yitirdi–1111424-kultur-sanat/
https://www.wikiwand.com/tr/Erdo%C4%9Fan_Okyay
http://www.musikidergisi.com/haber-4818-dr._erdogan_okyay_uzerine%E2%80%A6_salih_aydogan.html
https://enbursa.com/haber/cocuk-sarkilarinin-babasiydi-617.html
https://www.medyaloji.net/son-haber/ataturk-olmedi-sarkisinin-unlu-bestecisi-vefat-etti_23654514.html
https://www.olay.com.tr/ogretmenim-canim-benim-sarkisinin-unlu-bestecisi-hayatini-kaybetti-322140
https://www.karar.com/unlu-besteci-erdogan-okyay-hayatini-kaybetti-631003
https://www.yenialanya.com/haber/3937821/cocuk-sarkilarinin-unlu-bestecisi-yasamini-yitirdi
https://www.gazeteoku.com/yazar/mevlut-tezel/ataturk-olmedi-ogretmenim-gezsen-anadoluyu/224692
https://www.samsungazetesi.com/arsiv/son-dakika/usta-isim-hayatini-kaybetti-h852422.html

PROF. MEHMET SALİH ERGAN, ÖĞRENCİLERİNE BABA, ABİ, ARKADAŞ OLMUŞTUR…

Müzik Eğitimcisi Prof. Mehmet Salih Ergan’ı 8 Şubat 2021 günü kaybettik. Mehmet Salih Ergan Öğretmenimiz, 9 Şubat 2021 günü Konya’da son yolculuğuna uğurlandı. Ailesine, tüm sevenlerine ve müzik eğitimcileri topluluğumuza başsağlığı dileriz. Prof. Mehmet Salih Ergan Öğretmenimizi, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi ve MÜZED Üyemiz ÖZER KUTLUK’un yazısıyla anıyoruz. MÜZED

Prof. M. Salih Ergan, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde 1987-1988 Eğitim-Öğretim yılında sınırlı sayıdaki öğretim kadrosu ile eğitim-öğretime başlayan “Müzik Eğitimi Bölümü”nün (sonradan Müzik Eğitimi Anabilim Dalı) ve yeniden yapılanma sürecinde oluşturulan “Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü”nün kurucu-ilk başkanıdır.

Önceleri Bölümün,  sonra da Anabilim Dalı’nın kurumsallaşması sürecinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Öğretim kadrosuna katılan meslektaşlarının akademik çalışmalarına her zaman destek olmuş, bir çoğuna da danışmanlık yapmıştır.

“Salih Hoca”, lisans öğrencilerine de kapısını her zaman açık tutmuş, kütüphanesini onların hizmetine sunmuş, kendi ifadeleriyle, onlara bir baba, bir abi, bir arkadaş olmuştur..

Salih Hoca’mıza rahmet, ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve müzik eğitimi camiamıza başsağlığı diliyoruz..

ÖZGEÇMİŞİ (Kendi kitabından alınmıştır):

1 Mart 1939’da, çiftçilikle uğraşan Hüseyin Bey’le ev hanımı Fadime Hanım’ın altı evladının üçüncüsü olarak Trabzon’un Yomra ilçesinde doğdu.

Yomra Merkez İlkokulu (1950) ve Kayseri Pazarören İlköğretmen Okulunu (1956) bitirdi. Aynı yıl girdiği Gazi Eğitim Enstitüsü (sonradan Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi) Müzik Bölümü’nden 1959’da mezun oldu.

Müzikle ilgili eğitimini bu okullarda, Nurhan Cangal (1950-1952), Ahmet Kayalıdere ve İhsan Arın (1953-1956), Prof. Eduard Zuckmayer, Ferhunde Erkin, Süleyman Tamer, Bülent Arel ve Peter Waiss (1956-1959) gibi isimlerden faydalanarak tamamladı.

1972 yılına kadar liselerde, 1973-1982 yılları arasında Yüksek İslam Enstitüsünde, 1983’ten 1997’ye kadar da Selçuk Üniversitesi’nde müzik öğretti.

Klâsik Türk Müziği ve Batı Müziğinin teorik meseleleriyle yakından ilgilendi.

Çok sayıda kongre, sempozyum ve panele iştirak etti. Keman ve piyano çalabilmekte, İngilizce bilmekteydi.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi iken 1 Mart 2006’da emekliye ayrıldı.

KİTAPLARI:

1) (Müşterek), Meslekî Türk Musıkîsi, YAY-KUR Ders Kitabı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, ANKARA, 1976;

2) Türkiye Müzik Bibliyografyası, KONYA, 1994;

3) Zübde-i Makale-i İlm-i Musikî, İnceleme-Metin-Dizin, Osmanlıca elyazmasından çeviri, 1988;

4) (Müşterek), Anadolu Türküleri ve Musikî İstikbâlimiz, M. Ragıp Gazimihal’in Osmanlıca eserinden çeviri, İSTANBUL, 2006;

5)  Türkiye Müzik Bibliyografyası, II. Basım Aşamasında, Kültür Bakanlığı, KONYA, 2003.

“Kitabın önsözünden de anlaşılacağı üzere Salih Ergan; Yeni Türk Alfabesi ile basımı yapılan 1929’dan 1993’e kadar sınırlandırılmış müzik kitapları, defter-fasikül halindeki nota tomarları, üniversitelerde yapılan lisansüstü çalışmalar ve müzik bilgileri içeren bazı kitaplar bibliyografik kimliğe tabi tutulmuştur. Bibliyografya; Yazar Adlarına Göre Tam Bibliyografik Kimlik ve Eser Adlarına Göre Sistematik Tasnif olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Diğer iki bölüm ise Dizinler ve İstatistikler olan çalışma toplam dört bölümden oluşmaktadır. Kitap; araştırmacıların bu gibi çalışmaları daha rahat bulabilmeleri bakımından vurgu ve başlık kelimelerine göre bir nevi sistematik tasnif yapılarak, konu başlıkları altında sadece kitap ve eser adları ayrıca sıralanmıştır. Çalışmada dikkati çeken diğer bir husus isekimlik yazımında imla kurallarından ziyade eser üzerindeki yazım şekli aynen muhafaza edilmiş olmasıdır. Müzik alanında yapılmış en önemli çalışmalardan biri sayılabilecek olan Salih Ergan’ın ‘Türkiye Müzik Bibliyografyası Kitaplar-Notalar (1929-1993)’ adlı çalışması, konu ile ilgili müzik araştırmacıları için önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Mehmet Salih Ergan, “Türkiye Müzik Bibliyografyası: 1929-1993”, Konya, 1994”

https://acikerisim.aku.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11630/4342/Devlet%20Konservatuvar%C4%B1%20%C3%87i%C4%9Fdem%20Balo%C4%9Flu%20Y%C3%BCksek%20Lisans%20Tezi%20World.pdf?sequence=1&isAllowed=y

MÜZED 22 YAŞINDA, KUTLU OLSUN!

Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) 5 Şubat 1999’da Ankara’da kuruldu. Cumhuriyetin 75. Yılını kutlama törenleri için Süreyya ÇAĞLAR yönetiminde aşağıdaki Beş bin kişilik koroyu hazırlayan yüzü aşkın müzik öğretmeni dernek kuruluşunda görev aldı.

Müzik Eğitimcileri Derneği’nin amacı: Üyelerinin mesleki, sanatsal, kültürel, ekonomik haklarını korumak, geliştirmek ve bu alanlarda dayanışmasını sağlamak; müzik eğitiminin gelişmesine, Atatürk’ün öngördüğü müzik devriminin tamamlanmasına ve ileri götürülmesine katkıda bulunmaktır.”

MÜZED’de birleşen müzik eğitimcileri ulusal ve uluslararası boyutta 22 yıldır kendi haklarını, müziği, sanatı, vatanı, Cumhuriyeti, Atatürk ilke ve devrimlerini savundu. Kazanımları yaşama geçirdi.

Sevgili Müzik Eğitimcisi,

       Cumhuriyet Dönemi müzik eğitimi birikiminin temsilcisi, yaşatıcısı, 22 yıllık meslek kuruluşun MÜZED’e henüz üye olamamış isen, sensiz bir eksiğiz. www.muzed.org.tr adresindeki internet sitemizi ziyaret ederek, üyelik formumuzu doldurup göndererek MÜZED Ailesine katılabilirsin.

       2020-2021 Eğitim Öğretim Yılının 2. yarısı ve MÜZED’in 22. yılı sevgili meslektaşlarımıza, öğrencilerimize, değerli velilerimize kutlu olsun. Başarı, esenlik dileklerimizle, saygılarımızla.

MÜZED GENEL MERKEZİ

PROF. MUAMMER SUN “ÖNCE FİKİR OLMALI”

Muammer Sun, eşi Sinemis Adige Sun ile
Muammer Sun, Atilla Çağdaş Değer

Atilla Çağdaş DEĞER

18 Ocak, 23:00  ·

Muammer Hocamız hakkında ne yazarsam, ne söylersem çok eksik kalacakmış gibi, cümlelerim hep yarım. Bu nedenle iki gündür karaladıklarımı paylaşamayacağım. Duygularım karmakarışık…

Çok büyük bir insanı uğurladık bugün, gelemeyen herkes için de oradaydık. Çoktuk o yüzden. Muammer Sun, bizim çabamıza bağlı olmadan da sonsuza kadar yaşayacak elbette. Ölümsüzlüğünün sırrı müziğinde, satırlarında, öğrencilerinde, fikirlerinde…

Fikir demişken iki gündür bunu anımsıyordum ancak not aldığım yeri bulamamış, üzülmüştüm.

6 Mayıs 2010’da Ankara Devlet Konservatuvarı’nın 74. Kuruluş Yıldönümü Etkinliği çıkışında Hocamıza M Salonu’nun tam karşısındaki yola kadar eşlik ettim. Yaklaşık olarak “…Hocam tüm zorluk ve engellemelere rağmen, nasıl direndiniz, vazgeçmeden çalıştınız. Biz sizin tırnağınız kadar güçlü değiliz, ülke çok büyük ve yapacak çok iş var, neyi nasıl yapacağız” diye sordum.

Eğer fikir yoksa, hiçbir şey olmaz. Önce fikir olmalı” dedi ve “düşünüyor, hayal kuruyorsunuz, koşullar ne olursa olsun çalışıp gerçekleştireceksiniz” diye ekledi.

Yıllar içinde Hocamızın bu sözünü hatırladığım kimi zor, kimi güzel zamanlar oldu. Bu söz ışık gibi aydınlattı karanlıklara düştüğümde yüreğimi…

Muammer Sun’u, Mustafa Kemal Atatürk ile birbirine bağlayan en önemli kanallardan biri de buydu sanırım…

Düşünce; okuyarak, araştırarak, çalışarak, emek vererek, sonrasında da elde edilen tüm bilgiyi yeniden sorgulayarak sonsuz bir döngü ile oluşuyor, gelişiyor ve iyilikle, bilgelikle eyleme dönüşüp gerçekleşiyorsa Muammer Sun anlaşılmaya başlanır.

Fikir varsa…

İlk okunmasını önerdiğim kitap Sinemis Adige Sun Hocamızın kaleme aldığı “Karnında Güneş Olan Adam Muammer Sun“.

Bu kitap Sevda – Cenap And Müzik Vakfı Yayınları’ndan tam 10 yıl önce çıktı. Baskısı hâlâ var. Bu kitabı bazen gülümseyerek ama sıklıkla iç geçirip, ağlayarak hatta -bu ülkede hiçbir şey değişmez mi!- diye söylenerek ancak her satırında Muammer Sun’a sonsuz bir sevgi, saygı, hayranlıkla dua ederek okuyacaksınız.

Henüz okumamışsanız sonrasında kendiliğinden aşağıda baskısı olmayan kitapları araştıracaksınız kütüphanelerde…

Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları kitabını yıllar önce aslından çoğaltım yaptırıp okumak zorunda kalmıştım. (Nadir Kitap sitesi ya yoktu ya da bilmiyordum)… 2007 yılında Çiğdem ile Sun Yayınevi’ne yaptığımız ziyaretlerin birinde imzalatmak için çekinerek Hocaya uzattım.

Gülümseyerek “utanmadan bir de bana korsan kitabı imzalatıyor” diye beni Çiğdem’e şikayet etmiş ve yaşamım boyunca saklayacağım bir yazı yazmıştı.

Hocam baskısı yok ki, bu yüzden basılması gerekiyor, herkesin okuması şart” dediğimizde ise kimsenin okumadığı bir kitabı yıllar önce yazan bir bilgenin buruk gülümsemesi ile “isteyen okur” der gibi bakmıştı.

Hocamızın her yazısı gibi fikir ve emekle dolu o kitaplar.

*Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları-1969

*Türk Kalarak Çağdaşlaşmak (Murat Katoğlu ile birlikte)-1993

Bunları bütünleyen en önemli fikirler ise Hocamızın yenilenen baskılarıyla Sun Yayınevi’nden çıkan, pek çok kitabının başında bazılarının ise sonunda yer alan yazılarında saklı. Henüz okumayanlar tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Muammer Hocamızın yazılarındaki fikirlerin kuramsal temellerinin son derece sağlam, uygulamaya dönük, işlevsel, gerçekçi nitelikte olduğu kolaylıkla görülebilir.

Bu yazılar bence zamansız yazılardır. Hoca sanki gelecekten 1960’lı yıllara gelip yazmıştır. Ne acı ki, bu kitabın bir daha baskısı yapılamamış, Hocamızın bizzat imzaladığı kitapların bazıları sahaflarda yer almıştır. Bu kaynağı okuması ve aşması beklenen kimseler yazılanları umursamamıştır. “Umursanmamış”lık bilge Türk besteci-eğitimci-düşünürlerinin kaderi gibidir…

Kitabın önsözü niteliğindeki “Türkiye’nin Kültür – Müzik – Tiyatro Sorunları Üzerine” yazısından alıntı ile bitirmek isterim.

“…Öne sürülen düşünceler elbette birer savdır ve yazarı bir sav getirmek amacındadır. Tartışmaya açık olmak ve yuvarlak deyişlerin arkasına sığınmamak düşüncesinden dolayı savlar, elden geldiği ölçüde açık ve kesin anlatımlarla öne sürülmeğe çalışılmıştır. Bu savlara ve düşüncelere, aşılması gereken düşünceler gözüyle baktığımı belirtmek isterim.

Bunun için, siyasal partilerin sayın üyeleri, kültür ve sanat dallarının çok değerli kişileri; Türkiye’nin, otuzbeş milyonluk Türk toplumunun kültür ve sanat kuruluşunu, yaşamını, bunlarla ilgili sorunları düşünme-araştırma-bilme-çözümleme ve çözümleri eylem alanına aktarma konularında, yeni savlar yeni düşünceler ve eylemlerle (bir deneme ve önerme çalışması olan) bu kitaptaki savları ve düşünceleri, aşmağa çağırıyorum sizleri.

“Türkiye’nin Kültür – Müzik – Tiyatro Sorunları”, ele aldığı konuların daha çok önemsenmesine yararlı olabilirse, öne sürdüğü düşüncelerin aşılmasında bir basamak olabilirse, görevini başarmış sayılabilir.

Toplumumuzun kültür ve sanat sorunları her yönüyle daha çok önemsenmeye muhtaçtır ve Türk toplumu buna layıktır.”

Nisan, 1969 Muammer Sun

Fikirleriniz de, müziğiniz de bizimle Hocam. Onları özümseyebildiğimiz ölçüde aktarmaya, gerçekleştirmeye, -hiç başaramayacağımızı bilsek de- aşma hedefiyle ümitsizliğe kapılmadan çalışmaya son nefesimize kadar aralıksız devam edeceğiz.

MUAMMER SUN’UN TÜRK MÜZİK DEVRİMİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ: AKORTLU DOĞDU, AKORTLU YETİŞTİ-ÇALIŞTI VE DEVRİMİ YENİDEN AKORTLADI(*) Prof. Dr. Ali UÇAN

1. Giriş

Türkiye olarak eğitimdeki ilk yenileşme hareketlerinin başladığı 1773’ten bu yana yaklaşık iki yüz elli yıldır istençli bir değişim ve dönüşüm içindeyiz. Başka bir deyişle yaklaşık çeyrek binyıldır yaşanan bu süreçte Türk ulusu ve ülkesi olarak Nizâm-ı Kadim ve Nizâm-ı Âlem’den Nizâm-ı Cedîd’e ve Nizâm-ı Cedid’ten Muasır Medeniyet’e doğru akıp giden bir yoldayız. Öz Türkçe deyişle Eski-Dünya Düzeninden Yeni Düzene ve Yeni Düzenden Çağdaş Uygarlıka uzanan bu yolun son yüz yılında Büyük Türk Devrimi denilen bir süreci yaşıyoruz. Bu devrimi oluşturan alt devrimlerin kimi hedeflerine epey yaklaşmış, kimilerine kısmen erişmiş, kimilerinin ise epey gerisinde bulunuyoruz. Böyle olduğumuz başlıca alt devrimlerden biri Türk Müzik Devrimidir. Türk müzik devriminde, kurucu kuşakın ardından öncü-ilkçi kuşak denilen 1900’lü-1910’lu kuşaklar ve onları izleyen 1920’li kuşaklardan sonra görev alan 1930’lu kuşak müzikçilerimizden Muammer Sun’un ayrı bir yeri vardır.

Son bir ay içinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 1 Kasım Yeni Türk Harfleri Yasasının Kabulü ve Musiki Muallim Mektebi’nin Açılışı, 10 Kasım Atatürk’ü Anma ve dün itibariyle 24 Kasım Öğretmenler Günü etkinliklerini gerçekleştirdik. Büyük Türk Devrimi sürecinde her biri ayrı bir anlam, önem ve değer taşıyan bu ulusal olaylara ilişkin etkinliklerden sonra bugün de burada başka bir anlamlı etkinlik gerçekleştiriyoruz. Bu etkinliğimizde Türk Müzik Devriminin yılmaz eri, yorulmaz savaşçısı ve ulu çınarı, Atatürk ve Cumhuriyet tutkunu, anıt insan Muammer Sun’a en çok hak ettiği ödüllerden biri olarak Ulusal Eğitim Derneği’nin 2017 Eğitim Onur Ödülü sunulmaktadır.

Bu sunum, gerçekleştiği zamanın, içerdiği soylu anlamın ve gördüğü tarihsel işlevin yanı sıra, doğal olarak kendiliğinden, çok önemli başka bir boyutu da kapsıyor. Şöyle ki Büyük Türk Devriminin baş önderi ve kapsadığı Türk Müzik Devriminin baş yönderi Başöğretmen Atatürk’e Öğretmenler Haftası’nda Muammer Sun yoluyla bir hesap verme özelliği de taşıyor.

Şunu hemen çok rahatlıkla ve açık yüreklilikle belirteyim ki, bugün burada, Türk Müzik Devrimine hizmet etmiş olanlara ilişkin genel değerlendirmelere göre en ulusal bestecimiz olarak nitelendirilen bir bestecimize ödül sunuyoruz. Bu bakımdan Türk Müzik Devrimine ilişkin olarak Atatürk’e Muammer Sun üzerinden; onun söylem, eylem, çalışım, yaratım ve başarımları yoluyla hesap vermemiz hem çok kolay, hem olağanüstü yüz ağartıcı, hem de eşsiz onur verici bir olaydır. Bunun nedenleri bu konuşmamın akışı içinde kendiliğinden ortaya çıkacak ve açıkça anlaşılacaktır.

Konuşmamda önceki konuşmada belirtilenlere dayanarak Muammer Sun’un Türk Müzik Devrimindeki Yeri ve Önemi başlığı altında Genel Bir Muammer Sun Saptaması,  Çözümlemesi ve Değerlendirmesi yapacağım. Bunu yaparken Atatürk’ün önderliğindeki Büyük Türk Devrimi için öngördüğü genel amaç ile Türk Müzik Devriminin oturduğu çağdaş kültürel çerçeve, güttüğü genel amaç ve taşıdığı temel özelliklerden yola çıkacağım. Yanı sıra kendisini 57 yıl önce coşkulu bir koro çalışmasına Gazi Eğitim’den bir öğrenci olarak katılıp ilk kez tanıdığım 1960’dan 2017’ye uzanan yarım yüzyılı aşkın süre içinde Sun’un kendisine ilişkin gözlem ve izlemlerimi de işe koşacağım.

2. Türk Devriminin Atatürkçe Amacı, Oturduğu Kültürel Çerçeve ve Kültürel Arka Planı

Atatürk’e göre Büyük Türk Devriminin amacıTürkiye Cumhuriyeti halkını, devletini ve ülkesini tümden çağdaş ve tüm anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum, devlet ve ülke durumuna getirmek”tir. Bir tarih dersi programında, alanlar yönünden yapılan bir genel sınıflamada Büyük Türk Devrimi (1) siyasal devrimler, (2) toplumsal devrimler, (3) kültürel devrimler ve (4) ekonomisel devrimler olmak üzere dört ana kümeye ayrılır (KEP 2004: 136, 280). Bu ayrılıma göre Türk Müzik Devrimi, uygarlık ve eğitim boyutları ile bir bütün olarak başlıca kültürel devrimlerden biridir. Türk Müzik Devrimi öz olarak Atatürk’ün çağdaş kültür anlayışına ve öz Türk kültürümüze temellenir.

Nitekim Atatürk, kurduğu yeni devleti “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür, yüksek Türk kültürüdür” (1933) diyerek tanımlar. Bu tanımı yaparken kültürün çağdaş anlam, kapsam ve işlevlerinin tam bilincindedir. Bu bilinçledir ki çağdaş kültürün ana bileşenlerini İnsan odaklı ve Yaşam eksenli spor, bilim, teknik, sanat ve felsefe olarak belirler. Kültürü çağdaş anlamda ulusal yaşam biçimi olarak gördüğünü açıkça belli eder. Yaşam bilgisi temelli Çağdaş yaşamda kültürün beş ana bileşeninden Sporu sağlam bedenli-sağlam kafalı olmayı ve sağlıklı yaşamayı sağlayıcı, Bilimi ‘yaşamda en gerçek ve güvenilir yol gösterici’, Tekniği yaşamı en etkili ve en kullanışlı kolaylaştırıcı, Sanatı’ulusun ve bireyin başlıca insanca yaşam damarlarından biri’ olarak nitelendirir. Felsefeyibunları yaşamın gerekleri ile bireyin ve toplumun gelişmesi doğrultusunda birbiriyle buluşturan, bağdaştıran, birleştiren-kaynaştıran ve bütünleştiren bir genel akılcı düşünme, gerçekçideğerleme ve yararcı kılma yolu olarak görür. Müziği ise “güzel sanatlar içinde en çabuk ve en önde götürülmesi gereken dal” olarak belirler. Bunların tümünü çağdaşlaşma sürecinde, başka bir deyişle çağdaş anlamda uygarlaşma sürecinde bir bütün olarak işe koşar, kullanır, değerlendirir. Yaşamı ve görevleri boyunca böyle davranmayı ilke edinir. Bu süreçte uygarlık ile kültürü ve kültür ile eğitimi birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak görür. Bu görüşü müzik yaşamı, müzik kültürü ve müzik eğitimi görüşüne de tam yansır. (Uçan 2005a: 290; 2005b: 261, 495; 2010: 38; 2015: 197, 215, 291, 330, 359).

3. Atatürk’ün Öngördüğü Türk Müzik Devriminin Genel Amacı, Özellikleri ve Muammer Sun

3.1. Türk Müzik Devriminin Genel Amacı: Türk ulusal müzik yaşamını, kültürünü ve eğitimini çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek ve o düzeyin üstüne çıkarmaktır. Başka bir deyişle Türk ulusal müziğinin çağdaşlaşması, çağdaşlaşarak yükselmesi ve evrensel müzikte yer almasıdır. Bu, çağdaş anlamda müziksel uygarlaşma demektir. Müziksel çağdaşlaşma, müzikte ulusallığı koruyup geliştirerek çağın anlayışına, gereklerine ve tutumuna uyma, uygun duruma gelmeyle olanaklıdır. Muammer Sun müziksel çalışmalarında bu duruma gelmeyi gecikmeksizin gerçekleştirmiştir.

3.2. Türk Müzik Devriminin Genel İlkeleri-Ölçütleri: Türk ulusal müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşma, biri temel, diğerleri ona dayalı veya onun üzerine kurulu on ilke ve ölçüte odaklanır. Bunlar sırasıyla şunlardır (Uçan 2005a: 40; 2005b: 262, 320; 2015: 292, 361, 373):

(T) Temelde Yaşamsallık,

(1) Özde Ulusallık,

(2) Biçimde Anlaşılırlık,

(3) Kapsamda Özgürlük,

(4) Anlatımda Özgünlük,

(5) Yöntemde Çağdaşlık,

(6) Teknikte Çağcıllık,

(7) Düzeyde Çağdaş Uygarlık.

(8) Nitelikte Evrensellik, (“Evrensel müzikte yer alabilir niteliktelik”)

(9) Yaşayışta Bütünsellik.

Bu ilke ve ölçütler bir bütündür. Bu bütün içinde her ilke ve ölçüt ayrı bir anlam, önem ve değer taşır; ayrı bir işlev görür. Müziksel çağdaşlaşmada başarı, bu ilke ve ölçütlere ne denli temellenildiği ve dayanıldığına; bu ilke ve ölçütlerden ne derece kaynaklanıldığı, yönlenildiği ve kılavuzlanıldığına; kısacası bu ilke ve ölçütlere ne kadar uyulduğuna veya uyulabildiğine bağlıdır. Sun’un müziksel çağdaşlaşmada elde ettiği olağanüstü başarı, bu ilke ve ölçütlerin gereklerini hem ayrı ayrı, hem küme küme, hem de bir bütün olarak yerine getirmiş olmasına dayanır.

3.3. Türk Müzik Devriminin Genel Ölçüleri: Atatürkçe deyişle “Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikte değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” Ancak buradaki “alabilme, kavrayabilme” müzik devriminin ilk aşamasına ilişkin ölçülerdir. Tüm aşamalarına ilişkin ölçüler sırasıyla şunlardır: Müzikte değişikliği;

1. Aşama: Alabilme, Kavrayabilme,

2. Aşama: Uygulayabilme, Uyarlayabilme,

3. Aşama: Yaşayabilme, Yaşatabilme,

4. Aşama: Sindirebilme, Özümseyebilme,

5. Aşama: Çözümleyebilme, İrdeleyebilme,

6. Aşama: Bileştirebilme, Bireştirebilme,

7. Aşama: Değerlendirebilme, Değerseyebilme.

Bu ölçülerin tümüyle gerçekleşmesi uzun bir zaman içinde ve eğitimle olanaklıdır. Çok yönlü, geniş kapsamlı, sabırlı-özenli ve uzun süreli bir müzik eğitimini gerektirir. En az üç-dört kuşağın böyle bir müzik eğitiminden geçmesini zorunlu kılar. Bu da yaklaşık olarak, üç kuşak için en az 75 yıl, dört kuşak için en az 100 yıl demektir. Ancak çağdaş uygarlığın tam etkin ve yaratkan-üretken bir ortak üyesi olmak amaçlanınca bu ölçüler yeterli olmaz. Daha başka ve ileri ölçülere de gerek vardır. Sun gördüğü müzik öğreniminde ve yaptığı müziksel çalışmalarda bu ölçülerin tümünü ve daha ilerilerini gerçekleştirme yeterliliğine erişmiş ve kararlılığını göstermiştir.

3.4. Türk Müzik Devriminin Genel Yöntemi: Türk müzik devriminin genel yöntemi ulusal öze ve temele dayalı müziksel çağdaşlaşma yöntemidir. Atatürk bu yöntemle müziksel çağdaşlaşmayı öngörür, tasarlar ve gerçekleştirmeye çalışırken izlenen yolda şöyle davranmayı yönerir:

(1) Ulusun müziğe sevgisini sürekli olarak, her türlü araç ve tedbirlerle besleyerek geliştirme.

(2) Dünyanın her türlü biliminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanma.

(3) Fakat asıl temeli kendi içimizden bulup ortaya çıkarma ve o temel üzerinde çalışma.

(4) Her çığırda açılarak yükselme ve evrensel müzikte yer alabilir bir ulusal müzik yaratma.

(5) Bunun için ulusal gereç ve ögeleri toplayıp genel son müzik kurallarına göre işleme.

(6) İşlerken ulusal öze en uygun modern tekniki bulup en geçerli teknik olarak uygulama

(7) Kurallara göre ve modern teknikle işlerken her türlü öykünmeden kaçınma ve özleşme.

(8) Bütün bunları yaparken Türk kalmaya çalışma.” (Sun: Türk kalarak çağdaşlaşma.)

Kısacası; öze dönme, asıl temeli içte bulma, o temele dayanarak ve o özden yola çıkarak, o özü genel son müzik kurallarına göre en uygun modern teknikle işleyerek çağdaşlaşma. Sun kendini, öğrencilerini ve çevresini müzikte çağdaşlaştırırken sürekli ve ödünsüz olarak böyle davranmaya büyük özen göstermiştir. Çünkü ulu önder Atatürk üstüne basa basa diyor ki: “Türkiye hiçbir ulusu taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır, o sadece özleşecektir.” (29.10.1930, ABE C. 24 2008: 299). “Türk kalmaya gayret edeceğiz.” (30.11. 1930, ABE C. 23 2008: 272). Bütün bunlar ‘Türk kalarak çağdaşlaşacağız’ demektir (Sun-Katoğlu 1974; 1993).

3.5. Türk Müzik Devriminde Çağdaş Uygarlıkla İlişkiler: Bu yöntem çok aşamalı, açık uçlu bir süreç olarak işler. Bu süreçte çağdaş uygarlıkla ilişkiler şöyle sıralanır (Uçan 2010: 49):

Müzikte çağdaş uygarlığa;

(1) Duyarlı ve ilgili olma,

(2) Bilgili ve bilinçli yönelme,

(3) Eleştirel ve seçici açılma,

(4) Tam girme ve etkin katılma,

(5) Yapıcı ve kalıcı biçimde konuşlanma-yerleşme,

(6) Ongun, saygın ve seçkin bir üye olma,

(7) Yaratkan ve üretken bir ortak-paydaş durumuna gelme,

(8) İleri düzeyde erişme ve sonunda

(9) Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkma, ilerisine-ötesine geçme.

Bu ilişkiler bütünü içinde müziksel çağdaşlaşma açık uçlu ve bitimsiz bir süreçtir. Sun müzik öğreniminin orta, yüksek ve ileri aşamalarında, müziksel görev, çalışma ve etkinliklerinde çağdaş uygarlıkla her zaman böylesine ilişki içinde olmayı şaşmaz bir tutum hâline getirmiştir.

3.6. Türk Müzik Devriminin Genel-Ortak-Temel Dili: Atatürk’ün öngörüş, ulusun kurtuluş, cumhuriyetin kuruluş ve çağdaş uygar insanlığın yöneliş felsefesine uygun Türk müzik devriminde genel-ortak-temel dil Türkçe, Atatürkçe ve Müzikçe’dir. Bu üçlü dilden Türkçe müzik devriminin ana, ulus ve kamu dili; Atatürkçe düşün, ilke ve ülkü dili; Müzikçe ise alan, söylem ve eylem dilidir. Bu üçlü dil ya da dil üçlüsü birlikte ve iç içe bir bütündür; birlikte ve iç içe çok güçlü, sağlam ve etkilidir. Üçlü bütünlük içinde birbirini besler, destekler ve tamamlar; birbirine güç katar, birbirinden esin ve katkı alır (Uçan 2005b: 286). Bu üçlü dil aynı zamanda devrimle yoğrulup biçimlenen çağdaş Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin genel-ortak-temel dili işlevi görür.  Sun’un dili bu üçlü dildir. Bu üç dilin bir toplamı, tümü-bütünü, bileşimi-bireşimi ve bileşkesidir.

4. Atatürk’ün öngördüğü Türk Müzik Devrimi ve Muammer Sun

Türk müzik devrimi birçok alt devrimlerden oluşur. Bunların başlıcalarını şöyle sıralamak olanaklıdır: (1) Müzik Eğitimi Devrimi. (2) Müzik Öğretmeni/Eğitimcisi Yetiştirme Devrimi, (3) Müziksel Örgütleşme-Kurumlaşma Devrimi, (4) Müzik Derleme-Araştırma Devrimi, (5) Müzik Bilimi-Kuramı Devrimi, (6) Müziksel Aydınlanma Devrimi, (7) Müziğe Kitlesel Erişme-Eriştirme Devrimi, (8) Müziksel Halk Eğitimi Devrimi, (9) Çoksesli Müzik Sanatçısı Yetiştirme Devrimi, (10) Çağdaş Bağdama-Besteleme Devrimi, (11) Çağdaş Seslendirme-Yorumlama Devrimi, (12) Müzikte Üniversiter Yapılanma Devrimi.

Muammer Sun bu alt devrimlerin tümünde 1950’ler-1960’lardan bu yana tam etkin, katkı sağlayıcı ve belirleyici bir konumda bulunmaktadır. Bunun bir sonucu ve göstergesi olarak sözcüğün tam anlamıyla çok etkin ve seçkin bir çağdaş-ulusal Cumhuriyet(1) Müzik aydınıdır. (2) Müzik düşünürüdür. (3) Müzik yazarıdır-bestecidir. (4) Müzik eğitimcisidir. (5) Müzik derlemecisi-araştırmacısıdır. (6) Müzik örgütleyicisi-örgütleştiricisidir. (7) Müzik kurumları-kuruluşları kurucusu-yöneticisidir. (8) Müzik toplulukları oluşturucusu-yöneticisi-eğiticisidir. Tüm bu nitelikleriyle bir bütün olarak sözcüğün tam anlamıyla ilkeli-ülkülü-tutkulu bir Atatürk ve Cumhuriyet insanıdır. Kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet tutkunudur (Sun 2011: 268). Tüm bu nedenlerle kısacası-özcesi Türk kalarak Çağdaşlaşma yolunda öncü-önder-yönder bir söylem-eylem insanıdır.

M. Sun’un tüm bu nitelikleriyle Türk müzik devrimindeki yerini ve önemini “Türk Müzik Yaşamı”, “Türk Müzik Kültürü” ve “Türk Müzik Eğitimi” boyutlarıyla ele almak doğru olur. Böyle ele alınınca (1) Türk Müzik Yaşam Devrimindeki Yeri ve Önemi, (2) Türk Müzik Kültür Devrimindeki Yeri ve Önemi, (3) Türk Müzik Sanat Devrimindeki Yeri ve Önemi, (4) Türk Müzik Eğitim Devrimindeki Yeri ve Önemi daha açık seçik ortaya çıkar. Ancak bugün burada genel bir saptama, çözümleme ve değerlendirme yapacağımdan konuya bir bütün olarak yaklaşılmaktadır.

5. Muammer Sun’un Doğum, Çocukluk-Gençlik, Öğrenim Evreleri ve “Zamanın Ruhu”

Kendine, çevresine ve yaşadığı döneme duyarlı bir insan kimliğinin ve kişiliğinin oluşması ve gelişmesi ile zamanın ruhu arasında anlamlı bir ilişki vardır. Muammer Sun, bir “halk devleti” olarak nitelendirilen Cumhuriyetin başkenti Ankara’da Cumhuriyetin Onuncu Yılının eşiğinde köy kökenli bir ailenin “halk çocuğu” olarak doğdu (1932). Doğuştan müziksel bir varlık idi. Doğumda çıkardığı ilk ses çok büyük bir olasılıkla 440 Hz değerinde “La1 sesi idi. Buna göre doğuştan “tam akortlu” idi. Demek oluyor ki “tam akortlu”  doğdu ve yaşama “tam akortlu” olarak başladı. Cumhuriyetin İkinci On Yılı ortamında büyüdü. Çocukluğunun ilk altı yılı (1932-1938) Atatürk’ün yaşamının son altı yılına rastladı. Atatürk yaşama gözlerini yumduğunda altı yaşındaydı. O kara haberin tüm yurdu ve tüm Türk ulusunu büyük yasa boğmasından bir yıl sonra okula başladı.

Anafartalar İlkokulu’nda ulusal Öğrenci Andı ile ilköğrenimine başlarken yepyeni bir yaşam kuralıyla etkilendi ve yoğun bir biçimde duygulandı. Ortaöğrenim yıllarında Atatürk’ün Gençliğe Söylevi (Hitabesi) ile çok yönlü ve güçlü bilinçlendi. (Sun’u Öğrenci Andı tanımlar, Gençliğe Söylev ödevler.) İlkokulu bitirince kendi isteğiyle Sanat Okuluna yöneldi ve İkinci Sanat Okuluna girdi. Burada bir yıl ilk temeli bir tür ‘kaba sanat’ olan marangozluk öğrendi.

Oradan genel olarak ‘ince sanat’ diye nitelenen musikiye yöneldi ve sınavla Askerî Mızıka Okuluna girdi (1946). Sınavda ilk kez gördüğü piyanodan verilen sesleri istenen biçimde “a, a, a” diyerek yineledi (Sun 2011: 37). Yinelediği ilk ses ya da sesler, bu tür sınavların doğal bir gereği olarak, çok büyük olasılıkla 440 Hz değerindeki “La” sesiydi ve onunla başlıyordu. Bu, doğarken çıkardığı ilk sesi sanki 14 yıl sonra bu kez piyanodan çıkan biçimiyle vermesiydi. Böylece 14 yaşında müzik öğrenimine başladı. Bu okul bir tür ‘kaba saz’ okulu idi. Sun akortlu doğduktan sonra akortlu yaşamış, akortlu büyümüş ve her nasılsa akordu bozulmamış idi. Bu okula başlamasının hemen ardından kendini keşfederek besteler yapmaya başladı. İçten gelen bir itkiyle ve el yordamıyla başlayan bu denemeler hızla çoğaldı ve çeşitlendi. Yanı sıra küçük ölçekli denemelerden orta ve büyük ölçekli denemelere doğru gelişti. Askerî müzik eğitimi aldığı bu okulda 3 + 3 = 6 yıl öğrenim gördü. Son sınıftayken bir öneriye uyup öğrencilikten istifa dilekçesi verdi ve okuldan ayrıldı.

Sonra sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi (1953). Bu kurum besteci de yetiştiren bir ‘ince saz’ ve ‘kaba saz’ okulu idi. Burada sivil müzik eğitimi almaya başladı. Böylece sanatın önce kabasına, sonra incesine, daha sonra daha incesine bir yöneliş-giriş-açılış süreci izlemiş oldu. O yıl Atatürk’ün naaşının Etnoğrafya Müzesi’ndeki geçici kabrinden alınarak Anıtkabir’e taşınıp sonsuz vatan toprağına verildiği görkemli Ulusal Cenaze Töreni’yle yeni bir duyunç-bilinç yoğunluğu yaşadı. ADK’de özellikle ileri bestecilik yükseköğrenimindeyken Atatürk’ün ivedilik-öndelik verip önderlik ettiği Türk Müzik Devrimi’ne ilişkin Söylev ve Demeçleri ile sıkı ilgilendi, bilgilendi ve bileylendi.

6. Türk Müzik Devriminin Kurucu, İlkçi, Öncü ve Süzücü Öğretmenlerinden Eğitim Alış

Muammer Sun, Cumhuriyetin başkenti Ankara’daki en önemli okullarda, mimarî yönden en güzel okul yapılarında, en donanımlı-deneyimli-birikimli, en güçlü öğretmenlerin elinde eğitim ve öğrenim gördü. Atatürk ve Cumhuriyet kültürüyle yoğruldu ve biçimlendi. Bu kültür çağdaş, ulusal ve evrensel ögeler içeren bir bütün özelliği taşıyordu. İlköğreniminin başından yükseköğreniminin sonuna dek tüm öğrenimi boyunca içten içe ve derinden derine Atatürk ve Cumhuriyetle çok güçlü, kopmaz bir bağ oluştu. Bu bağ oluşurken kişiliğinin özünü oluşturan duyunç, devinç, bilinç ve sezinç dünyasını kökten ve derinden etkileyen durumlar, olaylar ve olgular yaşadı. Bunları yaşarken sürekli olarak bir yandan doğruya, iyiye ve yararlıya, öbür yandan yeniye, özgüne ve güzele yöneliş içindeydi.

Anafartalar İlkokulu’ndan itibaren okumaya, öğrenmeye çok meraklıydı; ders kitaplarının dışında kitaplar alır-edinir ve okurdu. Sanat Okulu’nda ilk yaratıcı çalışma ürünü olan “geçme masa” öğretmenlerce çok beğenildi ve sergilendi (Sun 2011: 33). Askerî Mızıka Okulu’nda öğrenciyken derste öğrendikleriyle yetinmiyordu; ders dışı, ders ötesi kitaplar alıp okuyor, inceleme, besteleme ve seslendirme çalışmaları yapıyordu. Bu çalışmaları, çoğu öğretmenlerinin yanı sıra, Cumhuriyet müzik devriminin Osman Zeki Üngör başkanlığındaki kurucu kadrosunun üyelerinden İhsan Künçer’in de dikkatini çekiyor, ilgisine konu oluyor ve beğenisini kazanıyordu (Sun 2011: 44). Ama o besteci olmak istiyordu. Başka türlü-çeşitli öneri ve yönlendirilere karşın besteci olmaya kesin karar verdi. Ve kimi zorluk ve engelleri aşarak sınavla Devlet Konservatuvarı’na girdi.

Besteci olma tutkusuyla girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Kompozisyon Bölümünde Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Ruşen Ferit Kam ile geleneksel Türk sanat müziği, Muzaffer Sarısözen ile geleneksel Türk halk müziği çalışmaları yaptı. Ayrıca özel olarak Kemal İlerici’den Türk müziği makamlar sistemi ve armonisi dersleri aldı (Say 2005: 387). Yanı sıra Mahmut Ragıp Gazimihal’den müzik tarihi, Mithat Fenmen’den piyano dersleri aldı. Böylece uluslararası sanat müziği, çağdaş Türk sanat müziği, geleneksel Türk sanat müziği ve geleneksel Türk halk müziği dallarında, geleneksel Türk müziğinin yapısından bulunup ortaya çıkarılmış dörtlü armoni sistemi ile müzik tarihi ve piyano konularında dönemin en büyük ve ana kaynak yetkelerinden eğitim aldı. Böylece çok güçlü bir donanım, deneyim ve birikim edindi. Bu seçkin öğretmenlerin her biri kendi alanında kendi özel süzgeci olan ve öğrencilerine süzülmüş bilgi ve beceri aktaran kişilikler idi. Sun onlara içtenlikle değerbilir davrandı. Bu ana kaynaklardan birinci elden süzülmüş-damıtılmış olarak edindiği kazanımlarını çok geçmeden kendi öz süzgecinden de geçirerek daha da damıttı, daha da süzük-damıtık bilgilere dönüştürdü. Bu bilgilerle sürekli ve ödünsüz bir çalışmaya koyuldu.

Sun tümüyle yurt içinde öğrenim gördü. Yedi yıllık bestecilik öğreniminden sonra ADK İleri Kompozisyon Bölümü’nü bitirirken (1960) büsbütün Türk malı (“Made in Turkey”) bir çağdaş besteci niteliği taşıyordu. Sonunda kendine özgü bir Atatürk ve Cumhuriyet kültürcüsü, sanatçısı, müzikçisi ve eğitimcisi oldu. İlerici’den öğrendiği Türk müziği kuramlı dörtlü armoniyi ete kemiğe büründürerek yaptığı kendi özgün bağdamalarıyla ölümsüz yapıtlara dönüştürdü. 1900’lü, 1910’lu, 1920’li, 1930’lu ve sonraki kuşaklardan çok farklı olarak yaptığı sözlü, yazılı, basılı, seslendirimli-yorumlu ve yayınlı/yayımlı çalışmalarıyla Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine özgün damgasını vurdu.

7. Sun’un Kimlik ve Kişilik Özellikleri: Kendi Yolunu Kendi Çizen Özgür-Özerk İnsan

Muammer Sun, Çubuk ilçesinin Yenice köyünden Ankara’ya gelmiş ve kentte evlenerek yuva kurmuş bir ananın-babanın kentte doğmuş çocuğu. Bu bakımdan “köy kökenli” ama “yarı köysoylu” bir temele sahip. Eğer ana-babanın köyünde doğup büyüyüp ilkokulu orada bitiren bir “tam köysoylu” olsaydı herhâlde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne giderdi. O dönemde böyle bir öğrenim de hem kendisine, hem enstitüye çok yakışırdı. Sun çocukluğundan itibaren atılgan-girişken-çalışkandır. Gerektiğinde tartışkan, savungan, savaşkandır. İçinde bulunduğu zorluk, yokluk-yoksunluk onu erken yaşlarda yaratkan-üretken-türetken yapıyor. Öğrenmeye-okumaya çok ilgili, istekli ve meraklı. Sürekli bir arayış, deneyiş, sınayış içinde; irdeleyici, sorgulayıcı, çözümleyici

Okul çağına girince hem kimi işlerde çalışıyor, hem okula gidiyor. Çeşitli işlerde kazandığı azıcık parasıyla kitaplar alıp okuyor. Yaşı ergenliğe doğru ilerledikçe yaşam, geçim ve öğrenim koşullarının üstesinden gelme bilinci ve sorumluluk duygusu hızla gelişiyor. Atatürk’ün “Türk! Öğün, Çalış, Güven.” sözünün anlamına tam uygun bir kişilik oluşturuyor. Onun erken yaşlarda başlayan yaşam deneyim ve kazanımlarıyla oluşup gelişen bu kimlik ve kişilik özellikleri sonraki tüm yaşam, öğrenim ve uğraş dönemlerinde daha da gelişiyor. Gelişirken kendini, edinimlerini, yapım ve yaratımlarını sürekli eliyor, süzüyor ve damıtıyor. Ve elenmiş, süzülmüş, damıtılmış varlık ve birikimler olarak ortaya koyup öğrencileri, çevresindekiler, meslektaşları ve erişebildiği yurttaşlarıyla paylaşıyor. Herkese hoşgörücül ve insancıl, sevgicil ve saygıcıl davranıyor. Sonunda kendine özgü bir yaşam, kültür, sanat ve müzik devrimcisi oluyor.

8. Türk Müzik Devriminin İki Ana-Temel Müzik Öğretim Kurumunda Müzik Eğitimciliği

Sun, İleri Kompozisyon Bölümünü bitirdiği yıl (1960) Ankara Devlet Konservatuvarı (ADK) öğretim kadrosuna alındı, solfej ve koro öğretmenliği görevine atandı. ADK Sun’un (2011: 184) deyişiyle “Atatürk’ün yoktan var ettiği bir kurumdu”. Sonra İzmir Devlet Konservatuvarı’nda (1975), daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda (1980) görev yaptı. En sonunda yeniden HÜ ADK’ye öğretmen oldu (1987). Burada 1993’te Profesörlüğe yükseltildi, 2001’de emekli oldu ve 2004’e dek Kompozisyon dersleri vermeyi sürdürdü. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir.

Öbür yandan önce Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde, sonra İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde daha sonra İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünde öğretmen olarak görev aldı. Bu üç kurumun ilki özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur, öbür ikisi onun türevidir. GEE Müzik Bölümü de Atatürk’ün yoktan var ettiği MMM’nin bir devamıdır.

Ayrıca Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Basın-Yayın Yüksek Okulunda (BYYO) öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Bu fakülte de özgün bir Atatürk ve Cumhuriyet kurumudur.

Sun böylece ülkemizin en büyük üç kentinde altısı müzik, biri basın/yayın olmak üzere yedi önemli öğretim kurumunda müzik eğitimciliği yaptı. Bu kurumlarda çok yönlü, yoğun ve derin çalıştı; kalıcı iz ve eser bıraktı. Müzik devrimine ilişkin birçok sorunu yerinde gördü. ADK’de bestecilikGEE MB’de öğreticilik görevleri onun besteci eğitimci ve eğitimci besteci yönlerini yeniden yoğurup biçimlendirmesinde ve her iki yönden yetkinleşmesinde etkili oldu. BYYO’da iletişim yönü gelişti.

9. Türk Müzik Devriminin Öbür Ana-Temel Kurumlarındaki Çeşitli Görevleri-Çalışmaları

Danışmanlık Çalışmaları: Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Kültür Müsteşarlığı Danışmanı (1967-1970). Bu görevdeyken 1968 İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı’nı Hazırlama. İlköğretmen Okulları Müzik Semineri Yönetmeliği’ni yürürlüğe koyma. Müzik Öğretmenleri için hizmet içi yaz kurslarında eğitici olarak görev alma. Müzik öğretmenlerinin koro eğiticiliğine-yöneticiliğine hazırlanması için düzenlenen kurslara eğitici olarak katılma. Kültür-Eğitim Politikası Kuramlama-Uygulama Çalışmaları: Andıç (1963), Türkiye’nin Kültür, Müzik, Tiyatro Sorunları (1969), Türk Kalarak Çağdaşlaşma: Türkiye’nin Kültür Sanat Sorunları (Murat Katoğlu ile1974, 1993).

Kuruculuk Çalışmaları: TRT Müzik Dairesi, Ankara Radyosu Çoksesli Korosu ve Bilim-Kültür-Sanat Ödülleri Sistemi’nin kuruluş çalışmaları. 166 Çocuk ve Gençlik Korosu’nun kuruluşu. İzmir Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nün kuruluşu. Sun Yayınevi’nin kuruluşu (2004). Yöneticilik Görevleri: ADK Öğrenci Derneği Başkanlığı, TRT’de Yönetim Kurulu Üyesi (1969-1972), ADK Müdürlüğü Vekilliği (1974), İzDK Kompozisyon Bölümü Başkanlığı (1975-1980). Yönetmelik ve Program Hazırlama Çalışmaları: TRT Çocuk ve Gençlik Koroları Yönergesi’nin çıkarılışı (1969-1972). Devlet Konservatuvarı Sanatkârları Yönetmeliği (1973) ve Devlet Konservatuvarları Kuruluş ve İşleyiş Yönetmeliği (1974) ile Konservatuvarlarda ‘Nota Yazım Dalı’ ve ‘Çalgı Yapım Dalı’nın kuruluş yönetmeliklerin ve ders programlarının (1975) hazırlanması.

Derleme Çalışmaları: İstanbul Halk Oyunları Festivali’nde oyun havaları derleme (1955). TRT-Halk Müziği Derlemeleri (1967 ve 1969). ODTÜ’nün düzenlediği halkbilim araştırmalarına katılma. Ankara ve İstanbul’da çeşitli derlemeler. Araştırma-İnceleme Çalışmaları: Kültür, sanat ve müzikte bilimsel araştırma ve incelemenin yanı sıra sanatsal araştırma ve inceleme yapma. Sun’un en küçük ölçeklisinden en büyük ölçeklisine, her besteleme çalışması aynı zamanda kendine özgü bir sanatsal araştırma-inceleme çalışmasıdır ve ona dayalı besteleme çalışmasının ürünüdür. (Örneğin Bebek adlı eserinin yaratımı). Bu çalışmalarında özü-temeli arayış, buluş ve bulduğu özden-temelden yola çıkış, kaynaklanış ve böylece yeniyi ve özgünü yaratış.

Ödüller: Sun şimdiye değin çeşitli kurum ve kuruluşlardan nice ödüller aldı; nice ödüllerle ödüllendirildi. Kuşkusuz bunların her biri çok anlamlıdır, çok değerlidir. Ama onun için en değerli ödül, müzikte Türk kalarak çağdaşlaşmanın tam gerçekleştiğini görebilme ödülü olsa gerektir.

10. Sun’un “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” Düşünce Sisteminin Atatürkçe Temelleri

Atatürk, Türk ulusunu, ülkesini ve devletini; Türk yaşamını, kültürünü ve eğitimini tümüyle çağdaşlaştırma yolunun daha başında Türk ulusu, Türk Devleti ve Türk ülkesini genel tanımlarken “Biz bize benzeriz!” diyordu. Ve ardından ekliyordu: “Hiçbir ulusu taklit etmeyeceğiz [“Hiçbir ulusa öykünmeyeceğiz”]. “Sadece özleşeceğiz.” (ABE 2008b: 299). Ulusça, ülkece ve devletçe yaşam, kültür ve eğitimde çağdaşlaşırken “Türk kalmaya çalışacağız.” (ABE 2008a: 272). Öbür yandan uluslararası olarak nitelenen “bilim ve teknik nerede ise oradan alınmalı” derken, ayrıca “müzikçilik almak”tan da söz ediyordu. Çünkü müzikçilik almak müziksel yol, yöntem ve teknik almak demekti.

Atatürk 1929’da batılı bir gazeteciden Batı müzikçiliğinin o günkü durumuna gelinceye kadar yaklaşık dört yüz yıl geçtiğini duyunca “bizim bu kadar süre beklemeye vaktimiz yoktur” diyerek “Batı müzikçiliğini almakta olduğumuz”uvurgular (Oransay 1985: 32-33). Bu sözleriyle Batının çoksesli müziği oluşturma ve geliştirmede izlediği yol, yöntem ve tekniğini almakta olduğumuzu belirtir. 1934’te ise Batı müzikçiliği yöntemiyle yetinmez, onu da içeren Genel son yöntemlere yönelir. Türk ulusal müziğinin çoksesli gelişerek yükselebilmesi ve evrensel müzikte yer alabilmesi için “Genel son müzik kuralları”nı içselleştirip “Türk ulusal müziğini genel son müzik kurallarına göre işlemek gereklidir” der. Bunları derken işlenecek gerçek-ulusal müziğimiz konusunda şunları söyler (ABE):

Bizim gerçek müziğimiz Anadolu [ve Rumeli] halkında işitilebilir.” (30 Kasım 1929). “Osmanlı musikisi Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri terennüm edecek güçte değildir. [Bu nedenle] Bize yeni bir müzik gereklidir ve bu [yeni] müzik özünü halk müziğinden alan çoksesli bir müzik olacaktır.”(Eylül/Ekim 1934). “Ulusal, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son müzik kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu güzeyde

[sayede]

Türk ulusal müziği yükselebilir, evrensel müzikte yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığı’nın buna değerince özen göstermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.” (1 Kasım 1934). “Ulusal müziğimizi modern [çağdaş, çağcıl] teknik içinde [işleyerek] yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.” (1 Kasım 1935).

Ancak gerçek ulusal müziğimizi işlerken uygulanacak “genel son müzik kuralları” ile birlikte bir de “ulusal temel” kuralı vardı. Atatürk’e göre gerçek-ulusal müziğimizi genel son müzik kurallarından yararlanarak, o kurallara göre işlerken “asıl temelin kendi içimizde olması”, “kendi içimizden bulunup ortaya çıkarılması” ve işleme işinin bu temele dayandırılması, oturtulması, yerleştirilmesi gerekiyordu. Bu da çok önemli bir kuraldı. Çağdaş uygar dünyada bu kurallar ve uygulanışları ile onların kaynaklandığı anlayış ve yaklaşımlar bütününe kısaca “ulusal akımlar, ulusal ekoller, ulusal okullar” deniliyordu. Bunlar genel son müzik kuralları içinde çok önemli bir yer tutuyordu. Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminde ilke ve yöntem olarak her ikisi de gerekli görülmekle birlikte ulusallık genellikten daha ağır basıyordu. Sun ulusallığı yeğleyip seçti.

11. Sun Besteci Olarak Kendini Nasıl Görüyor, Tanımlıyor ve Nitelendiriyor?

Nitekim Sun, kendini “ulusal müzik yolunu seçip o yolda çalışan-yaratan bir besteci” olarak tanımlıyor. Çağdaş çoksesli Türk müziğimizde “klasik Türk müziği yazan bir besteci ve [Türk] halk müziği yazan bir halk ozanı gibi görüyor.” Çünkü onları “gerçekten içinde duyuyor ve yaşıyor” (Sun 2011: 280, 282). Bestelemede bu müziklerden bütünsel yararlanmanın, esinlenmenin daha ötesinde kaynaklanmayı ve kaynaklandıklarını eleyip-süzüp damıtarak yeniden mayalanmayı-tohumlanmayı ilke ediniyor. Halkın kolay anlayacağı bir çoksesli müzik yazmaya önem veriyor. Böylece yazdığı tüm müzikleri içerik olarak ilkin kendi insanlarımızla paylaşmayı önemsiyor ve yeğliyor. Bu da öncelikle, içtenlikle, çabuklukla gerçekleşiyor. Çağdaş çoksesli Türk sanat müziğimizde kendini açıkça böyle gören, tanımlayan, nitelendiren başka bestecilerimiz çok azdır, hatta tam Sun gibisi neredeyse yok gibidir.

Sun, baştan ulusalcı bir kavrayış ve kaynaklanışla yola çıkmış, yoluna hep öyle devam etmiş ve etmekte olan bir bestecimizdir. Böylece kendini ve çalışmalarını baştan ulusalcı akım, amaç, ilke, yol ve yöntemle çerçeveleyerek kendine özgü bir biçem oluşturmuştur. Ancak, bunu oluştururken ulusaldan kaynaklanma ve kaynaklandığından süzerek mayalanma-tohumlanma, uluslararasıldan yararlama ve evrenselden esinlenme biçiminde bir anlayış ve yaklaşım içinde olmuştur. Bu anlayış ve yaklaşım yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele ya da kısaca “yöreselden evrensele” ilkesini de esas alır.

Sun’un “Yurt Renkleri” Adlı Eseri: Sun bu eseri için şöyle der: “Yurt Renkleri, Ankara Devlet Konservatuvarı’na öğrenci olduğum yıl (1953-54’de) piyano için bestelenmiş; TRT Yarışması için hazırlanan orkestra partisyonu Mart 1966’da tamamlanmıştır. Yurt Renkleri halk küğünün belirli yapıtlarından derlenen bir demet değildir; bir ‘âşık’ın türkü yakması gibi, bir bağdarın yaptığı halk küğüdür. ‘Halk Küğü Bağdamak’ ya da ulusal olmak bu yapıtta özenti değil, ‘kendiliğinden’dir. Bunun için, öyle sanıyorum ki Yurt Renkleri bir Mey Havası, Bağlama Havası kadar halk küğü olan bir ‘Orkestra Havası’dır.” (Sun 2011: 283). Sun onu geleneksel oyun havası, halk havası gibi “Çoksesli Halk Havaları, Piyano Havası ve Orkestra Havası” olarak niteler. “Türk müziği makam ve dizilerinde ve Kemal İlerici’nin sistemleştirdiği dörtlü armoni anlayışı içinde bestelenmiş”, “geleneksel Türk müziklerinden kaynaklanan özgün kompozisyonlar” olarak tanımlar. Ve ekler: “Türk insanının müziksel duyarlığı bütün parçaların ruhunu oluşturur.” (Sun 2011: 285, 288). Bu eser Sun’un sonraki tüm yaşamı için ilk ana temel oluşturur, eşik aşar ve ilk kilit-kapı-açar eseridir.

12. Sun’un Müzik Eğitimciliği ve Eğitim Müziği Besteciliği

Sun doğuştan akortlu olmasının yanı sıra âdeta doğuştan müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisidir. Onun bu niteliği birlikte, birbiriyle iç içe ve birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütündür. Ve bu bütünlük içinde örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere iki boyutludur. Bu bakımdan Sun’u (1) genel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (2) özengen müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi, (3) mesleksel müzik eğitimcisi ve eğitim müziği bestecisi olarak görmek ve nitelendirmek doğru olur. Genel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği hem örgün hem yaygın eğitim ağırlıklıdır. Özengen müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği daha çok özengen korolar yoluyla gerçekleşir. Mesleksel müzik eğitimciliği ve eğitim müziği besteciliği ise hizmet öncesi ve hizmet içi olmak üzere daha çok devlet konservatuvarlarında müzik sanatçısı ve eğitim enstitüleri müzik bölümlerinde müzik öğretmeni yetiştirme ağırlıklıdır.

Bunların yanı sıra kurslarda ve radyolarda da benzer görev ve işlevler görür. Bütün bunlar bir yandan “tüzük, yönetmelik, yönerge ve plan-program”; öbür yandan “ilke, amaç, kapsam-içerik, yöntem ve teknik”; başka bir yandan da “kitap, araç ve gereç” bakımlarından çok yönlü, çok boyutlu ve geniş kapsamlıdır. İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı (1968) ile Şarkı Demeti (1969) ve Solfej (1974) adlı kitapları öncelikle genel-temel müzik eğitimi, bireysel-toplu şarkı söyleme eğitimi ve müziksel işitme-okuma eğitimi alanlarında devrimsel değişim-dönüşüm-gelişim sağlayan eğitsel çalışmaları, yapıtaşları ve yapıtlarıdır.

Sun, müzik eğitiminde “etkin katılımcı, özgün yaratımcı ve taban genişletimci” bir yaklaşım izler. Bunu izlerken genel, özengen ve mesleksel müzik dinleyicisi yetiştirme sürecini ve tabanını da olabildiğince genişletmeye çalışır. Bunun için örneğin “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” film müziklerini filmden bağımsız ‘konser müziği’ olarak da düzenler ve yapılandırır. Bu eserler Anadolu’da ilgi gören seslendirmelere uzanır (Say 2005: 388). Aynı yaklaşımı Müzikaller ve Tiyatro Müzikleri için de izler ve uygular.

13. Sun’un Temel Görüşü, Ana İlkesi, Ülküsü ve Tutkusu: “Türk Kalarak Çağdaşlaşma”

Atatürk 10 Ekim 1925’te “Devrimin temellerini her gün derinleştirmek, sağlamlaştırmak gereklidir.” diyordu. O’nun bu yönerisi kuşkusuz öbür devrimler gibi Türk müzik devrimi için de geçerliydi. On yıllar sonra Muammer Sun bu devrimle ilgili Cumhuriyet öncesi ön oluşumları da göz önüne alarak 1950’lere-1960’lara kadar olan dönemlerde yapılanları-edilenleri irdeleyip değerlendirdi. Bu bağlamda (1) Batı müziğini alma, (2) Batı müziğinden uyarlama, (3) Batı müziğine öykünme, (4) Batı müziğine göre armonize etme, (5) Batı müzikçiliğinin alma, (6) Genel son müzik kurallarını göre işleme, (7) Öz müziğimizden kural-yöntem-sistem geliştirme ve uygulama aşamalarını ele aldı, elekten geçirdi.

Sun, 1960’ların ikinci-1970’lerin ilk yarısında Türk müzik devriminin temellerini gerçek anlamda ulusal öze dönük ve ondan kaynaklanan bir anlayış ve yaklaşımla yeniden düşünüp yapılandırarak âdeta yeniden oluşturdu ve devrimi yeniden akortladı. Çünkü o bilinçli çalışmalarının başından beri Atatürk’ün öngördüğü çağdaşlaşmaya ilkeli, ülkülü, tutkuludur. Bunun için almacı, aktarmacı-öykünmeci-yamacı, uydurmacı-uyarlamacı yöntemlerle sözde batılılaşmayı bırakıp (Sun-Katoğlu 1974, 1993), kendi öz yapımıza, öz kişiliğimize, öz koşullarımıza, öz amaç ve ereklerimize uygun yeni ve özgün yaratıcı-yaratmacı yol ve yöntemlerle gerçek çağdaşlaşmayı erekler. Bunun adı Sun’un deyişiyle Türk Kalarak Çağdaşlaşmaktır.

Ülkemizde ana ilkesi, ülküsü, tutkusu Türk kalarak çağdaşlaşmak olan bir müzikçinin dili kendiliğinden Türkçe, Atatürkçe, Müzikçe olur. Sun işte böyle bir müzikçidir. Ayrıca o Türk kalarak çağdaşlaşma yolunda elbette yalnız değildir, o yolda yürüyen başka bestecilerimiz de vardır. Ancak bunların arasında dili en Türkçe, en Atatürkçe, en Müzikçe olan ya da görünen Sun’dur.

14. Muammer Sun’a Armağan Kitabında Hakkında Yazılanlardan Kimi Seçmeler

            “Karnında güneş olan adam…” (Orhan Peker, s. 15)

“Bu topraklara kök salmış bir ulu çınarımızdır.” (Erdoğan Okyay, s. 26)

            “Her zaman sizin kendi gerçekliğinizle yüzleşmenize yol açan bir çınardır.”(B. Tongur, s. 347)

            “Soyadının izinde bir bestecidir.” (Burhan Önder, s. 348)

            “Cumhuriyet Türkiye’sinin savaşan bir aydınıdır.” “Türk Kalarak Çağdaşlaşmak… Bu başlık Muammer Sun’un dünya görüşünün özetidir.” (Ahmet Say, 337, 344)

            “Bütün eserleriyle bir ‘Yurt Renkleri’dir.” (Cihat Aşkın, s. 357)

“Muammer Sun ‘her kurum içinde kurum’, ‘her okul içinde okuldu.” (Ersin Onay, s. 363)

            “Her şeyim olan öğretmenim.” (İvan Çelak, s. 393)

            “Üretmekle yaşamayı iç içe yoğuran bir kişilik…” (Koral Çalgan, s. 403)

            “Besteciliği yanında sorgulamanın önderleri arasında yer alır.” (Önder Kütahyalı, s. 425)

            “Bir Türkiye sevdalısıdır.” (Sarper Özsan, s. 443)

            “Anadolu’nun rengi, nefesi… Açık yürekli, açık sözlüdür. Sevecen ve hoşgörülüdür. Dik durur, eğilip bükülmez. İlkeli, kararlı ve cesurdur. Ulusalcıdır.” (Ş. Kahramankaptan, s. 463-465)

            “Muammer Sun yalnız besteci ve öğretici olarak değil, aynı zamanda düşünür ve eylem adamı olarak da seçkinleşmiştir.” (Yalçın Tura, s. 471)

“Çağdaş Türk müziğinin ozanıdır.” “Eğitim müziği eserleri Türk toplumunda bir tür anonimlik düzeyine ulaştı.” (Yiğit Aydın, s. 477)

15. Özet, Sonuç ve Öneriler

15.1. Özet: Buraya kadar yapılan genel saptama, çözümleme ve değerlendirmelerden sonra Muammer Sun’un Türk müzik devrimindeki yeri ve önemi en kısa, en özet ve en özlü biçimde şöyle belirtilebilir: Akortlu doğdu, akortlu yaşadı, akortlu yetişti ve oluşturduğu öz yetişimle devrimi yeniden akortladı. Bu, olağanüstü önem ve yaşamsal değer taşıyan, yadsınamaz bir tarihsel gerçekliktir. Bu gerçeklik ya da olgu Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin yakın geçmişini kökten ve derinden etkiledi, bugününü etkilemekte olduğu gibi yakın geleceğini de etkileyecektir. Bu bakımdan açık yüreklilikle diyoruz ki “Türk müzik devriminde kendine özgü bir ‘Muammer Sun olgusu’ vardır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin etkin ve seçkin insanı Muammer Sun önce bu devrimle kendine özgü biçimlendi, sonra bu devrimi kendine özgü biçimledi. Buna göre Türk müzik devriminde önce biçimlenen, sonra biçimleyen oldu. Atatürk’ün öngördüğü “Türk Müzik Devrimi”ne ilişkin düşünce sistemi ile Sun’un tasarladığı “Türk Kalarak Çağdaşlaşma” ilkesiyle tanımladığı düşünce sistemi tam tamına örtüşür (Okyay 2011: 25). Bu saptama da gösteriyor ki Sun, ulu önder Atatürk’ün öngördüğü Türk müzik devriminin özünü birkaç on yıl sonra en iyi kavrayan, tanımlayan ve uygulayan katıksız ve ödünsüz bir Türk müzik devrimcisidir.

Sun, tasarladığı Türk Kalarak Çağdaşlaşma amacını, ilkesini, ülküsünü ve yolunu-yöntemini kendisine, çevresine ve toplumuna uyguladı. Böylece kendisini Türk kalarak çağdaşlaştırırken çevresini ve toplumunu da aynı biçimde çağdaşlaştırmaya koyuldu. Birçok engeli ve zorluğu aşarak bunda da çok başarılı oldu. Çünkü tüm çalışmalarında ellerini, beynini ve yüreğini birlikte kullandı. Kullanırken alın terini, akıl terini ve gönül terini birlikte akıttı. Böylece elinin erdiğine ve gönlünün çektiğine aklı ve gücü yetti, gücünün yettiğini elinden geldiğince, aklınca ve gönlünce yaptı, yarattı.

Okyay’ın (2011: 24) deyişiyle “İster orkestra eserleri olsun, ister yazdığı başka türlerdeki zengin dağar olsun, Sun’un müziği kolay algılanan, benimsenen ve geniş kesimlerce hemen özdeşleşilen ve sevilen, çabucak yayılmaya yatkın eserlerdir. Çünkü onlar, ulusal kültürümüzün özgün ögeleriyle örülmüş, o köklerden beslenmiş ve çağımıza taşınmış eserlerdir. Bu müzikleri Sun’a esinleten düşünce sistemi ise onun ‘Türk Kalarak Çağdaşlaşma’ ilkesiyle tanımladığı ve Atatürk müzik devrimiyle tam tamına örtüşen bir düşünce sistemidir. Sun’un müziği bu devrimin hedefine çok uygun düşen bir örnek oluşturmaktadır.” Bu durum Sun’un müzik eğitiminde de aynen geçerlidir.

15.2. Sonuç: Sun, doğuştan akortlu ve âdeta doğuştan besteci ve eğitimcidir. Müzik öğrenimi ve meslek yaşamı boyunca bu üç niteliği birbirinden kopmaz-ayrılmaz bir bütün olarak taşır. Bunun çok somut bir göstergesidir ki, ülkemizde sanatsal bestecilik ile eğitsel besteciliği birbirine eşdeğer ve birbiriyle uyumlu olarak olağanüstü bir ustalıkla birleştirip kaynaştıran ve bütünleştiren eşsiz bir örnektir.

Sun’un çağdaş ulusal müzik yaklaşımı, Say’ın (2005: 388) deyişiyle “geleneksel müziğimiz ile batı müziği ögelerini birleştirerek onlardan bir bireşime ulaşmak değil, gelenekten kaynaklanan yeni bir [çoksesli] Türk müziği yaratma yönelimidir.” Kütahyalı’nın (1981: 118-119) deyişiyle “Sun’a göre çağdaş Türk müziği yerel kaynaklarımızın çağdaş verilere göre işlenmesinden oluşacaktır.” Sun, müzikte evrenselliğe giden yolun ulusallıktan geçtiği görüşündedir. Bu nedenle onun müzikteki ulusallığı içe dönük ve kapalı değildir; hem içe hem dışa dönük ve açıktır; uluslararasıllığa ve evrenselliğe dönük ve açık uçlu bir ulusallıktır. Çağdaş çoksesli ulusal müzik konusunda yapıcı, yaratıcı, onarıcı-geliştirici-dönüştürücü, yol gösterici ve yüceltici bir kişiliktir; yok edici değil, var edici, var kılıcıdır. Sun’un imgesi bir yandan çağdaş çoksesli Türk ulusal müziğini yaratmada olağanüstü bir besteci olarak, öbür yandan Türk müzik yaşamında, kültüründe ve eğitiminde Türk kalarak çağdaşlaşma düşüncesinin uygulamalı kuramcısı, kuramlamalı uygulamacısı ve simgesi olarak şimdiden ölümsüzleşmiştir. Şimdiden sonra da hep ölümsüz kalacaktır…

15.3. Öneriler: (1) Muammer Sun’un yaşamı, öğrenimi, görevleri, çalışmaları, sanatsal yaratıları ve öbür eserleri ayrı ayrı, küme-küme ve tümü bir bütün olarak çok yönlü araştırılmalı ve incelenmelidir. (2) Türk müzik yaşamına, kültürüne ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlere, yarattığı ölümsüz yapıtlara ve paha biçilmez değerlere yerel, bölgesel ve ulusal bir şükran simgesi olarak, en uygun görülecek yer, kurum ve kuruluşlara adı verilmelidir (“MÜZED Muammer Sun Koroları” adı verildi). (3) Muammer Sun adına başta sanatsal bestecilik, eğitsel bestecilik, eğitimcilik ve kuramcılık olmak üzere müziğin belli dallarında ödüller kurulmalıdır (ihdas edilmelidir).

16. Bitiriş

Türk müzik devriminde çok özel, çok ayrı ve ayrıcalıklı bir yeri olan Muammer Sun ile ne denli övünsek azdır. Çünkü o 85 yılını doldurduğu yaşamında ilköğreniminin ilk günlerinde öğrendiği Öğrenci Andı’nın ilk dizesinde-tümcesinde coşkuyla söylediği gibi “Türk’tür, doğrudur, çalışkandır.” Tüm içtenliğiyle ortaya koyduğu gibi her yönüyle “Türk kalarak çağdaşlaşmıştır.” Çağdaşlaşırken tüm emeği, alın teri ve göz nuruyla yarattığı değerlerden oluşan “Tüm varlığını Türk varlığına armağan etmiştir.” Ne mutlu Sun’a! Ne mutlu “Sun’un öğrencisiyim, meslektaşıyım, dinleyicisiyim, izleyicisiyim” diyenlere!

Kendim, Türkiye ve Türk Dünyası Müzik Eğitimi Ailesi adına Atatürk önderliğindeki Türk müzik devriminin yılmaz eri, Türk müzik yaşamının, kültürünün ve eğitiminin eşsiz yüz akı, anıt insan ve ulu çınar Muammer Sun’u candan yürekten kutluyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisine ve ailesine daha nice sağlıklı, verimli ve mutlu yıllar diliyorum…

Ankara, 25 Kasım 2017

KAYNAKÇA

ABE (2008a), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 23, (1929-1930), İstanbul: Kaynak Yayınları.

ABE (2008b), Atatürk’ün Bütün Eserleri [ABE] C. 24, (1930-1931), İstanbul: Kaynak Yayınları.

KEP (2004), Köy Enstitüleri Programları[KEP], Ankara: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yay.

Kütahyalı, Önder (1981), Çağdaş Müzik Tarihi, Yay. Nejat İ. Leblebicioğlu, Ankara: Varol Matbaası.

Okyay, Erdoğan (2011), “SCA Müzik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Erdoğan Okyay’ın Konuşması”, içinde: Muammer Sun’a Armağan, Sinemis Adige Sun, Ankara: SCA Müzik Vakfı Yay., s. 21-26.

Oransay, Gültekin (1985), Atatürk İle Küğ, Genişletilmiş ikinci basım, İzmir: Küğ Yayını.

Say, Ahmet (2005), Müzik Ansiklopedisi C. 3, Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları.

Sun, Muammer (1969), Türkiye’nin Kültür-Müzik-Tiyatro Sorunları, Ankara: Ajans Türk Yay.

Sun, Muammer ve Murat Katoğlu (1993), Türk Kalarak Çağdaşlaşma, Ankara: Müzik Ansiklop. Yay.

Sun, Sinemis Adige (2011), Muammer Sun’a Armağan, Ankara: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yay.

Uçan, Ali (2005a), İnsan ve Müzik/İnsan ve Sanat Eğitimi, Genişletişmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2005b), Müzik Eğitimi, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzikevi.

Uçan, Ali (2010), Başöğretmen Atatürk ve Cumhuriyet Öğretmeni, Yay. Haz. Sibel Karakelle, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi.

Uçan, Ali (2015), Türk Müzik Kültürü, Genişletilmiş 3. Basım, Ankara: Evrensel Müzik ve Yayınevi.

(*)Yazarın, Ulusal Eğitim Derneği’nce 25 Kasım 2017 günü Ankara’da düzenlenen “2017 Yılı Eğitim Onur Ödülü: Prof. Muammer Sun” adlı törende özetleyerek yapmış olduğu konuşmanın geniş kapsamlı makale metnidir. Bu makale tam metin olarak Öğretmen Dünyası Dergisi, Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43’te yayımlanmıştır. (Öğretmen Dünyası [Dergisi], Yıl 39, Ocak 2018, Sayı 457, s. 36-43).  

ACI KAYBIMIZ: PROF. MUAMMER SUN’U KAYBETTİK BAŞIMIZ SAĞOLSUN

CUMHURİYETİN SEÇKİN MÜZİK ÖĞRETMENİ, BESTECİSİ VE AYDINI

PROF. MUAMMER SUN(*)

                Refik SAYDAM

15 Ekim 1932 Ankara doğumludur. Babası aslen Çubuk’lu olan Şevket Bey, annesi Ümmühan Hanım’dır. Şevket Bey, Muammer Sun henüz beş yaşındayken yaşamını yitirir. Okul çağına geldiğinde Anafartalar İlkokuluna başlar, bir yandan da üvey babası İsmail Ağa’nın aşçı dükkânına yardım eder. İlkokuldan sonra II. Sanat Enstitüsüne girer. Bir süre okuduktan sonra ara verir. Bu arada tesadüfen Askerî Mızıka Okuluna sınavlarına başvurur ve başarılı olarak okula kaydolur. Orada askerî müziklerin yanında müziğin diğer türleriyle de tanışır aynı zamanda kendi kendine müzikler yazmaya yönelir. O yıllarda çok sayıda sözlü ve sözsüz okul şarkısı, üflemeli çalgılar için oda müziği eserleri ve bando için iki uvertür yazar. Bestelediği Askerî Mızıka Okulu Marşı, okulun resmî marşı olarak kabul edilir.

                Muammer Sun kendi geleceğine ilişkin kararını besteci olma yönünde verince (bu kez tesadüfen değil kendi kararıyla) Ankara Devlet Konservatuvarına başvurur. Sınavda başarılı olur ve bir sınıf atlatılarak Konservatuvara kabul edilir. Konservatuvarda kompozisyona ilişkin bütün dersleri Ahmet Adnan Saygun’la çalışır; solfej, armoni, kontrpuan, form bilgisi, müzikal analiz alanlarında birebir Saygun’un öğrencisi olur. Ayrıca Muzaffer Sarısözen’le halk müziği, Ruşen Ferit Kam’la klâsik Türk Müziği, Mahmet Ragıp Gazimihal’le musıkî tarihi çalışır. Özel olarak da Kemal İlerici ile Türk musıkîsi makamları ve armonisi konularında çalışır.

                1960’ta sınıf atlayarak Konservatuvarı pekiyi dereceyle bitirir ve bitirdiği kuruma öğretmen olur. Öğretmenlik yaparken çok çalışır, çok da okur. Müzik eğitimci ve sanatçılarının yanında ressam, felsefeci, şair dostları vardır. Aynı zamanda kültür, müzik alanına ilişkin yazılar da yazmaya başlar. Bu yazıları 1969’da Ajans Türk Yayınları arasında “Türkiye’nin Kültür Müzik Tiyatro Sorunları” adıyla kitap olarak yayımlanır. Muammer Sun bu kitabında bir temel görüş geliştirir. Bu temel görüşe göre bizim insanlarımızın yüzyıllar, binyıllar boyunca geliştirdiği çok zengin bir Türk Kültürü vardır. O kültür dağarcığını bir yandan korurken bir yandan da o kaynağa dayalı kendimize özgü yeni eserler yaratarak insanlığın kültürüne katılmak gereklidir. Çağdaşlaşma ona göre hem insanlığın ortak kültürüne katılmak hem de katkıda bulunmaktır. Muammer Sun bu yaklaşımı: “Türk kalarak çağdaşlaşma” diye adlandırır.

1968’den itibaren Gazi Eğitim Enstitüsünde üç yıl öğretmenlik yapar. Muammer Sun’un “Çocuklar ve Gençler İçin Şarkı Demeti” kitabı 1968’de yayımlanır. Muammer Sun, şarkıların “sözlerini severek yazmış, müziklerini severek bestelemiş, her birinin içine yaşam birikimini ve sevgisini koymuştur.” Şarkılara yön veren bu sevgi; ülkemize, ülkemizin insanlarına, ülkemize, ülkemizin insanlarına, müziğe, müzik eğitimcilerine, çocuklara, gençlere, emeğe duyduğu derin sevgidir. Kitap okullarda, müzik öğretmenleri arasında yankı yaratır. Kitapta yer alan “Gel Bize Katıl Bize”, “Pazara Gidelim”, İnatçı İki Keçi”, “Emek Türküsü”, “Tembel Türküsü”, Ağaç Türküsü”, “Yedi Cüce” ve diğer şarkılar Türk okul müziğinin unutulmazları arasına girer. (Muammer Sun 2006’da kitabı yeniden yayımladığında daha sonradan yarattığı  “Mini Mini Kuş”, “Okula Başladık”, “Küçük Kardeş”, “Küçük Çalgıcılar”, “Bir Dünya Yaratalım”, Biz Atatürk Gençleriyiz”, “Mutluluk”, “Dağlardan” gibi çok sayıda şarkısını da eklemiştir.)

O yıllarda sevilen yüz halk ezgisinden, türküden hazırladığı “Kır Çiçekleri” kitabı da yayımlanmıştır.  Muammer Sun, halk havalarını güzel yurdumuzun yaylalarında, bayırlarında yetişen kır çiçeklerine benzetmiştir. Kitap büyük ilgi uyandırır, halk türküleri eğitim müziği dağarcığı içinde önemli bir ağırlık kazanır. 

Muammer Sun, bir yandan da Millî Eğitim Bakanlığında müzik eğitimiyle ilgili görevler alır.  O yıllarda Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü öğretmenlerinden Saip Egüz, Erdoğan Okyay, Fehamettin Özgüç ve Nurhan Cangal ile birlikte ulusal müzik eğitimi üzerine kafa yorarlar. 1968 İlkokul Programında yer alan ve Türk müzik eğitiminde iz bırakan İlkokul Müzik Dersi Öğretim Programı bu çabaların ürünü olarak ortaya çıkar. Muammer Sun, o dönemde Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunan değerli eğitimci Hüsnü Cırıtlı’yı hiç unutmamıştır. Atatürkçü, çağdaş düşünceli Hüsnü Cırıtlı müzik eğitimi alanındaki bu önemli çabaları destekler. 1968’de “Çocuk ve Gençlik Koroları Yönetmeliği”  hazırlanır. O yaz Gazi Eğitimde 40, Sinop Öğretmen Okulunda 140 öğretmene kurs düzenlenir. İzleyen iki yıl içinde Türkiye çapında 166 çocuk ve gençlik korosu kurulur. Kurulan bu korolar, 1970 yılında dönemin siyasal iktidarı tarafından ödenekleri kesilerek nedensiz biçimde kapatılmış olsa da sonraki yıllarda ülke genelinde yaygınlaşacak olan çocuk ve gençlik korolarının temeli atılmıştır.

Muammer Sun, 1969’da, sanat kurumlarının temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu üyeliğine seçilir. Bu görevi sırasında TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosunu ve TRT Müzik Dairesini kurar. 1971’de Murat Katoğlu ile birlikte TRT Kültür Sanat Ödülleri Sistemini hazırlar bu arada Ankara Radyosunda öğretmenlik yapar.

Muammer Sun sonraki yıllarda İzmir ve İstanbul Devlet konservatuvarlarında, Ankara Üniversitesi SBF Basın Yayın Yüksekokulunda öğretmenlik yapar. 1967’de ve 1969’da TRT ve ODTÜ adına kendisinin de uzman derleyici olarak katıldığı folklor derlemeleri düzenler. Toplumsal konularda duyarlı bir aydın olarak Muammer Sun, öğretmenlerin örgütlenmesine destek verir. Kısa adı TÖS olan Türkiye Öğretmenler Sendikasında Yüksek Danışma Kurulu üyeliği yapar. 4-8 Eylül 1968’de Ankara’da SBF Salonunda toplanan “Devrimci Eğitim Şûrası”nda müzik ve kültür alanında bildiriler sunmuştur. Müzik eğitimcilerin MÜZED’te örgütlenmesine yakın destek verir; bestecilerin, müzikologların, okestra şefleri ve müzik yazarlarının BESOM’da örgütlenmesine önderlik eder.

Muammer Sun, Son resmî görevi Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümü öğretim üyeliğinden Ekim 1999’da emekli olur. Emeklilik sürecinde de bir yandan unutulmaz yapıtlarını yaratırken diğer yandan müzik eğitimi yayıncılığı alanında çok önemli bir katkı sunarak 3 Eylül 2004’te Ankara’da eşi Sinemis Sun ile birlikte Sun Yayınevi’ni kurar. Eğitim müziği, müzikoloji ve biyografi kitaplarıyla yaprak notalar, çağdaş Türk müziği piyano yapıtları, orkestra partiturları ve CD’ler yayımlar. Özellikle yapımını TRT’nin üstlendiği Kurtuluş ve Cumhuriyet filmleri için yazdığı film müzikleri ülkede yankı yaratmış, çok sevilmiştir.

Ülkemizin yetiştirdiği çok değerli bir müzik eğitimcisi, besteci, yazar, yayıncı ve Cumhuriyet aydını olan ve kendisinden yeni yapıtlar beklediğimiz Prof. Muammer Sun’a eşi Sinemis Hanımla ve tüm sevdikleriyle birlikte sağlıklı uzun ömürler dileriz.

(*) Ulusal Eğitim Derneğince Prof. Muammer Sun için 25 Kasım 2017 günü Petrol İş Sendikası Ankara Şubesinde düzenlenen “Eğitim Onur Ödülü” töreninde yapılan konuşma metnidir. Metin, Öğretmen Dünyası Dergisinin Aralık 2017 tarihli 444. Sayısında yayımlanmıştır.

YAPITLARI

ORKESTRA ESERLERİ

• Yurt Renkleri (orkestra için süit)

• Elektra (Üfleme ve vurma çalgılar için sahne müziği)

• Demet (Yaylı çalgılar orkestrası için süit)

• Atlı Karınca (Küçük orkestra için on parçalık süit)

• Keman ve Orkestra için süit

• Soprano ve alto için altı türkü

• Hıdırellez (Orkestra için bir perdelik bale müziği)

• Sevginin Bedeli (Büyük orkestra için üç perdelik bale müziği)

• Ulusal Egemenlik Destanı (Orkestra ve koro için müzik)

• Çerkes Süiti (Bahar Şenliği senfonik orkestra için süit)

• Kurtuluş (Orkestra ve koro için süit)

• Cumhuriyet (Orkestra ve koro için süit)

• Mavi Büyü (Soprano-solo-tenor solo ve orkestra için şarkı)

• İzmir Rapsodisi (Senfonik Orkestra için rapsodi)

• Misket (Bariton ve orkestra için)

• Üç Destan (Müzikli anlatı, koro ve orkestra için müzik)

• Nazım Hikmet Destanı (Nazık Hikmet’in şiirleri üzerine koro ve orkestra için müzik)

• Delioğlan (Müzikal libretto)

KORO ESERLERİ

• Bozlak ve Türkü (Tenor solo ve koro için)

• Beş Halk Türküsü (Karma koro için çoksesli türküler)

• Sultan Gelin (Soprano solo ve koro için süit)

• Gençler İçin Altı Koro Parçası (Karma koro için özgün şarkılar)

• İki Sesli Ondört Türkü (Çocuk ve Gençlik Koroları İçin)

• Sevda Şarkıları (Karma koro için özgün şarkılar)

• Gelenekten Geleceğe (Solo ve karma koro için on halk türküsü)

• GAP Türküleri (Karma koro için üz halk türküsü)

• Yiğit İken Ölenlere (Yunus Emre’nin üç şiiri üzerine solo ve karma koro için özgün müzikler)

• Sevgiyi Söyleyen Dil Yunus Emre (Âşık Öksüz Mehmet’in şiiri üzerine karma koro için)

• Giden Gelmiyor (Karma koro için türkü)

• Ankara’nın Taşına Bak (Karma koro için Uğur Mumcu’nun anısına)

ODA MÜZİĞİ ESERLERİ

• Keman ve Piyano İçin Üç Parça (Türkü, şarkı, köçekçe)

• Viyolonsel ve Piyano İçin Üç Parça (Türkü, şarkı, horon)

• Yaylı Çalgılar Kuarteti

• Serpintiler (Üfleme çalgılar kenteti için)

• Söyleşi (Solo keman için müzik)

• Bozlak ve Türkü (Tenor ve Piyano için)

• İki Şarkı (Mezzo soprano ve piyano için)

• Çek Şarabı (Söz Ömer Hayyam- A. Kadir)

• Sevdikçe Yaşıyorum (Bariton ve piyano için)

• Yum Gözlerini Gör Beni (Bariton ve Piyano İçin (Sözler: Sinemis Sun)

PİYANO ESERLERİ

• Yurt Renkleri (Birinci Defter, piyano için süit)

• Yurt Renkleri (İkinci Defter, piyano için üç parça)

• Yurt Renkleri (Üçüncü Defter, piyano için süit)

• Yurt Renkleri (Dördüncü Defter, piyano için süit)

• Yaprak Notalar

BANDO VE ARMONİ MIZIKASI İÇİN MÜZİKLER

• Askerî Mızıka Okulu Marşı (Ses ve bando için)

• Muhabere Okulu Marşı (Ses ve bando için)

• Ağaç Türküsü (Ses ve bando için marş)

• Malazgirt Marşı (Ses ve bando için marş)

• Türk Silahlı Kuvvetleri Marşı (Ses ve armoni mızıkası için marş)

• İzmir Şenliği (Armoni mızıkası içinşenlik müziği)

• Biz Atatürk Gençleriyiz (Ses ve armoni mızıkası için marş)

TİYATRO MÜZİKLERİ

• Elektra (Üfleme ve vurma çalgılar için tiyatro müziği)

• Sofokles’in Oyunu Üzerine

• Sultan Gelin (Solo ve Karma Koro için müzik)

• Yedi Köyün Yargıcı (Solo – koro ve küçük orkestra için müzik)

• Demet ile Memet (Solo koro ve piyano için)

• Oynamak İstiyorum (Solo koro ve piyano için)

• Yaşasın Gökkuşağı (Solo koro ve orkestra için)

• Ben Mimar Sinan (Orkestra için)

MÜZİKLİ RADYO ÇOCUK OYUNLARI

• Solo koro orkestra ve çocuk korosu için müzikler (1. Yeşil Ülke 2. Ülkü İle Ülker 3. Prenses Senora 4. Göl Kızı Günsun 5. Çizmeli Kedi 6. Yıldız Çocuk 7. Ayrık Parmak Hastalığı 8. Sihirli Körük 9. Masal’a Övgü 10. Kendin Seç Dağı)

EĞİTİM MÜZİĞİ ESERLERİ

Yüzden çok piyano eşlikli okul şarkısı, marş, türkü, kanon, çoksesli koro eseri

YAYIMLANMIŞ KİTAPLARI

• Türkiye’nin Kültür – Müzik – Tiyatro Sorunları

• Türk Kalarak Çağdaşlaşmak (M. Katoğlu ile)

• Solfej 1

• Solfej 2

• Çocuklar ve Gençler için Şarkı Demeti

• Kır Çiçekleri

• Elli Yılın En Güzel Okul Şarkıları (llteriş Sun ile)

• Çoksesli Türküler

• Temel Müzik Eğitimi 1

• Temel Müzik Eğitimi 6

• Tonal Diziler ve Kadanslar

• Türk Müziği Makam Dizileri

• Koro Dağarcığı

• Okul Öncesi Eğitimde Müzik

• Okul Öncesi Eğitimde Oyun. (H.S.ile) …

• Ayrıca, eğitim müziği alanında, çocuklar ve gençler için bestelenmiş 100’den çok piyano eşlikli şarkı / türkü / marş…

ÖDÜLLERİ

• 1966- TRT Orkestra Eserleri Yapıtı Yarışması Birincilik Ödülü

• 1985- Enka Gençlik Şarkısı Yarışması Üçüncülük ve Mansiyon

• 1985 – SCA Müzik Vakfı Gençlik Şarkısı Yarışması Birincilik ve Üçüncülük Ödülü

• 1985 ve 1991 – TBMM Çocuk Şarkı Yarışması Birincilik Ödülü

• 1992 Anadolu Folklor Vakfı Türk Halk Kültürüne izmet Ödülü

• 1997 Polifonik Korolar Derneği Polifonik Koro Müziğine Hizmet Ödülü

• 2000– ENKA Vakfı Bilim ve Sanat Ödülü

• 2002– Karaman Türk Dili Ödülleri Eğitim Müziği Ödülü

• 2004 – MÜZED Müzik Eğitimine Hizmet Ödülü

• Hacettepe Üniversitesi 2006_2007 Akademik Yılı Sanat Ödülü

• 2009 – İTÜ MİAM Onur Ödülü

• 2009 – Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı Özel Ödülü

• 2009 – Pamukkale Üniversitesi Onur Nişanı

• 2009 – Prof. Dr. Türkan Saylan Onur Ödülü

• 2010 – TROYA Kültür Sanat Ödülleri Çağdaş Halk Müziği Ödülü

• 2010 – Sevda – Cenap And Müzik Vakfı Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası

• 2011 – İstanbul Kültür Sanat Vakfı Onur Ödülü

• 2015 -8. Uluslararası Fethiye Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü

• 2017 -Andante Dergisi Klasik Müzik Ödülleri Yaşam Boyu Başarı Ödülü

• 2017 -Ulusal Eğitim Derneği Eğitim Onur Ödülü

Prof. Muammer Sun:

“BİZİM SORUNUMUZ HÂLÂ TÜRK KALARAK ÇAĞDAŞLAŞMA SORUNUDUR”

Röportaj: Refik SAYDAM(*)

            – Köy kökenli bir genç olarak 1940’lı yıllarda sizi müziğe yönelten etkenler nelerdi?

            – Annem, babam Çubuk kazasının Yenice köyünden Ankara’ya gelmişler, Doğanbey Mahallesine yerleşmişler. Ben orada doğmuşum. Daha sonra babam ben beş yaşındayken öldü. Annem üvey babamla evlendi. Onun aşçı dükkânı vardı. Orada dükkâna yardım ederek bir yandan da okumaya çalışıyordum. İlkokuldan sonra II. Sanat Okuluna gittim. Bir süre ara verdim. Sonra tesadüfen Askerî Mızıka Okuluna girdim. Tamamen tesadüf. Yani müzik yeteneğimin ortaya çıkacağı ortam yoktu. Askerî Mızıka Okulunda kendi kendime başka parçaları görerek onlar gibi ben de yazmaya çalıştım. Mızıka Okulunda beş yıl beş ay yirmi iki gün okudum. O sırada 150’den fazla tek sesli okul şarkısı yazdım(sözlü ve sözsüz). Bando için 2 uvertür yazdım. Askerî Mızıka Okulunun marşını besteledim. O Marş hâlâ resmen kabul edilmiş Askerî Mızıka Okulu marşıdır. Oda müziği parçaları yazdım, üflemeli çalgılar için. Sonra besteci olmaya karar verdim. Ankara Devlet Konservatuvarına başvurdum. Saygun, Akses, Erkin, Fuat Türkay gibi hocaların yaptığı sınavda Mithat Fenmen piyanonun başındaydı. Beni iyi buldular, bir sınıf atlatarak Konservatuvara aldılar. Adnan Saygun’un öğrencisi oldum. Orada Muzaffer Sarısözen’le halk müziği, Ruşen Ferit Kam’la klâsik Türk müziği, Mahmut Ragıp Gazimihal’le musiki tarihi çalıştım. Kompozisyona ilişkin bütün dersleri Adnan Saygun’la çalıştım. Yani birebir solfej, armoni, kontrpuan ve form bilgisiyle müzikal analizi Saygun’la çalıştım. 1960 yılında sınıf atlayarak bitirdim orayı.

Bu köy kökenli olmak bana yol gösterdi. Benim gibi kabiliyeti ortaya çıkmamış pek çok çocuk vardı. Onlar da imkân bulurlarsa çok iyi müzisyenler olurlar, hem ulusun cevherleri işlenmiş olur hem de uluslararası alana katkıda bulunabilirler çocuklarımız diye düşündüm. Türkiye’nin müzik sorunlarının çözümüne ilişkin görüşler geliştirdim.

– Bu süreç içinde görüşleriniz olgunlaştı. 1960’lı yıllardan itibaren görüşlerinizi ortaya koydunuz. Görüşlerinizin özünü oluşturan bir düşünceniz var: “Türk kalarak çağdaşlaşmak.”  Bunu biraz açar mısınız?

İNSANLIĞIN ORTAK KÜLTÜRÜNE KATILMAK VE KATKIDA BULUNMAK

– 1961’den itibaren ben görüşlerimi yazmaya başladım. 1960’ta mezun olduğum Konservatuvara hoca oldum ve yazı yazmaya başladım. Bir yandan müzik, bir yandan yazı. Tabi amacım, Türk insanının yeteneğini ortaya çıkarmak, onları besteci ve icracı olarak, öğretmen olarak, yapımcı olarak hazırlayacak bir ortam yaratmaya çalışarak bir yandan da hem Türk bestecilerinin yaptığı eserleri hem de insanlığın şimdiye kadar yaratmış olduğu müzik eserlerini Türk halkına sunmak amacını güdüyordu görüşlerim. Türk kalarak çağdaşlaşmak da bu çalışmalar sırasında vardığım bir sonuç oldu. Tabi şunu belirtmek lâzım. Genellikle bizde hep sonuçlar üzerinde durulur. O sonucu getiren hazırlıklardan da bahsetmek lâzım. Çok çalıştım, çok okudum. Ressam, felsefeci, şair birçok arkadaşım vardı. Onlardan da çok şey öğrendim. Herhalde onlar da karşılıklı olarak birtakım şeyler almışlardır. Yani bir çeşit Ankara’nın ve Türkiye’nin entelektüel birikimini edinmeye çalıştım. Çok çalışarak bir yandan da o edindiğim şeyleri Türk insanına duyurmak istedim. Bu amaçla yazı yazdım. Sorunları çözmek için.

Türk kalarak çağdaşlaşmak konusu ise şöyle geldi. Türkiye’nin Kültür Müzik Tiyatro Sorunları isimli kitabım var. Onun önünde ve Orkestra Dergisinde yayımlanan bir yazı vardı “Temel Görüş” diye. Orada bir karikatürden bahsediyorum. Karikatür şöyle: Havaalanına giden yolda reklâm tabelâları var. Bir reklâm tabelâsı: “Air France ile uçunuz, Fransız Hava Yolları”; bir reklâm tabelâsı: “Lufthansa ile uçunuz, Alman Hava Yolları”. Bir reklâm tabelâsı daha var: PANAM ile uçunuz, Amerikan Hava Yolları”. En sonda bizim Türk Hava Yollarının tabelâsı var: PANAM ile Lufthansa ile Air France ile uçunuz.” İmza: Türk Hava Yolları… Yani biz yabancıların reklâmını yapmak, propagandasını yapmak konumunda değiliz. Biz kendimiz bir şey yaratmak zorundayız. Yarattığımız şey de onlarda olmayan bir şey olmalı. O da ancak kendi özümüzde var. Yani insanlarımızın yüzyıllar, binyıllar boyunca geliştirdiği bir kültür var: Türk kültürü. Hem halk kültürü yanıyla hem de Osmanlı kültürü yanıyla çok zengin bir kültür dağarcığımız var. O kültür dağarcığını bir yandan koruyalım bir yandan da o kaynağa dayanan yeni eserler verelim ki, insanlığın kültürüne katılalım. Çok önemli iki şey bu. Birisi insanlığın ortak kültürüne katılmak, birisi de insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmak. Bu iki şey bize hem insanlığın ortak kültürünü benimsemeyi hem de insanlığın ortak kültürüne kendimize özgü bir şeyler katmayı zorunlu kılıyor.

Bunun gerekliliğini düşünmek için bir örnek vereyim. Meselâ İtalya’da İtalyan kültürü olmasa, yani bugün musikisiyle, edebiyatıyla, düşüncesiyle vs. her şeyiyle İtalyan kültürünü bir an için yok farzetsek, insanlığın kültürü çok şey kaybetmiş olurdu. Bu anlamda bir Türk kültürü, yani kendi köklerimizden kaynaklanan ve Türk ulusunu temsil eden uluslararası geçerlilikte olan bir Türk kültürü hem bizi var kıldıracak bir ögedir. Bu anlamda çağdaşlaşmayı hem insanlığın kültürüne katılmak hem de katkıda bulunmak anlamında yorumluyorum. Bizim sorunumuz hâlâ Türk kalarak çağdaşlaşma sorunudur. Bunu da, “Peki şimdi etnik azınlıklar ne olacak?”  sorusuna getirmeyelim. Çünkü ben Türkiye’de bulunan bütün insanları Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak ve Türk olarak kabul ediyorum. Atatürk’ün görüşü, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”. O anlamda ırksal, etnik köken söz konusu olmadan Türkiye insanını kastediyorum bu Türk kalarak çağdaşlaşmak düşüncesiyle. Bu anlamda da Kürt müziği, Çerkez müziği, Lâz müziği vs. hepsi bizim müziğimizdir ve Türk müziği de onların müziğidir. Nasıl ki Mozart bizim müziğizdir, Bach, Haendel, Debussy bizim müziğimizdir. Aynı zamanda bu anlamda bir bütünleyici iş düşünüyorum. Bunun için meselâ Kürt havalarını da içeren “Demet” diye bir orkestra (yaylı çalgılar orkestrası) eseri yazdım. İçinde Lorke var, Kürt halayı var. Başımıza dertler geldi zamanında. Ama artık inşallah gelmez. Sonra eşim Sinemis Hanım Çerkez. Onun için bir Çerkez Süiti besteledim. Meselâ bunların hepsi bizim müziğimiz oldu ve onların müziği. Yani bu anlamda nasıl ekmeği paylaşıyorsak, başka paylaştığımız pek çok değer varsa, musikiyi de paylaşıyoruz. O zaman ulusal sınırlar içerisinde ulusal bir topluluk oluştururuz ve bu halimizle de bütün insanlığın kültürüne bize özgü değerli şeyleri katabiliriz diye düşünüyorum.

MÜZİK İNSANI FORME EDEN TEMEL ÖGELERDEN BİRİDİR

– İsterseniz eğitim sorununa gelelim. Bu projenizi yaşama geçirme konusunda müzik eğitimcilerine neler önerirsiniz? Bu bağlamda sanat kurumlarımıza, yetkililere ne gibi görevler düşüyor? Eğitim sistemimizde ne gibi düzenlemeler yapılmalıdır?

– Bu konuda pek çok şey yazdım. Ama sizin sorunuz bir kez daha onları anımsamamıza yarayacak sanıyorum. Bir kere müzik eğitimi diye düşündüğümüz zaman, müzik eğitiminin malzemesi okul şarkıları, marşlar ve çalgı müzikleridir. Bunları yapacak bestecilere ihtiyacımız vardır. Ve bunların başarılı, bütün eğitim camiasında benimsenebilecek müziklerinin olmasına ihtiyacımız vardır. İkincisi, bunların yayımlanmasına ihtiyacımız var.  Üçüncüsü, müzik öğretmenlerinin bu anlayışla yani bize özgü bir eğitim sistemini geliştirmek amacıyla yetiştirilmelerine ihtiyacımız var. Ve okullarda da Millî Eğitim Bakanlığının tepesinden başlayarak aşağıya kadar müziğin öneminin bilinçle kavranmasına ihtiyaç var. Müzik, sadece geçiştirilmesi gereken 40-50 dakikalık bir ders değildir. İnsanı forme eden temel ögelerden bir tanesidir. Yani insanın maddî ve manevî biçimlenişinde, zekâ gelişmesinde ve duygusal gelişiminde en önde gelen etkenlerden biridir. Ta eski Yunan’da filozof Eflatun, eğitimi iki temele dayandırır biliyorsunuz: Birisi müzik eğitimi, birisi beden eğitimi. Müzik eğitiminin içerisinde müzikten başka bilgiler de var ama müzik eğitimi çok önemli. Hatta makamları tasnif etmişler; kimisi ona göre iyidir, kimisi kötüdür. Ayrıntıya girmiyorum. Yani müzik çok önemsenmiş bir şey. Milâttan önce beşyüzüncü yıldan beri. Öbür taraftan  Çin’de Konfüçyüs, müziği devlet düzeninin temeli yapmıştır. Onun da müzik hakkında “Büyük Bilgi” diye bir kitabı Türkçe’ye çevrilmiştir.

Yani MÖ 500. yıldan beri müziğin önemi birçok toplum tarafından anlaşılmış ve gereken yapılmıştır. Bizim de başta siyasîlerimiz ve yöneticilerimiz olmak üzere müziğin insan eğitiminde önemini kavramalarına  ihtiyacımız vardır. Tabi bundan önce ve bununla birlikte müzik öğretmenlerinin de bunu kavramalarına ihtiyaç vardır. Meselâ eğitim kurumları dediniz. Hemen müzik öğretmeni yetiştiren kurumlara gelelim. O kurumlar bence doğru programla ders yapmıyorlar. Yani müzik öğretmeni doğru bir yönlendirmeyle yetiştirilmiyor. Niçin derseniz, eğitim programını hazırlarken, eğitim programının hedeflerinin iyi belirlenmesine gerek vardır. Meselâ Harp Okulu, subay yetiştiren bir kurumdur. Bütün programları, tespit ettiği bir insan tipine göre yani subay tipine göre eğitim yapmaya yöneliktir. Yahut şu sıralarda tartışma konusu olan İmam Hatip okulları yahut İlâhiyat fakülteleri farklı kurumlardır ve onların da kendi amaçlarına göre programları vardır. Şimdi bunların hepsi de bir tipolojiye göre hazırlanır. Biz, müzik öğretmeni yetiştiriyoruz derken şu soruyu sormalıyız önce: “Türkiye’nin nasıl bir müzik öğretmenine ihtiyacı var?” Bu sorunun cevabını iyi aramalıyız. Bunu tartışmalıyız önce. Ondan sonra bu insanı yetiştirecek programı yapmalıyız. Örneğin müzik öğretmenine kontrbas, viyolonsel, klarnet, flüt niye gerekli? Müzik öğretmeni bunları kullanarak ders yapabilecek mi? Klarnetle nasıl ders yapar? Yani müzik öğretmeni derste ne yapacak? Onu iyi tespit etmeliyiz. Ve program buna göre olmalı. Tabi, nasıl bir fikrî hazırlığa ihtiyacımız var? Onu da göz önüne almalıyız. Tartışma konusu uzun. Ayrıntılar üzerinde de tartışılabilir. Ama ana soru şu: Türk çocuğunun nasıl bir müzik öğretmenine ihtiyacı var? O türlü bir müzik eğitimi gerçekleştirebilecek müzik öğretmeni nasıl, hangi niteliklere sahip olmalıdır? Bu sorunun cevabını bulabildiğimiz ölçüde doğru bir program yapabiliriz. O tip insanı yetiştirmek üzere bir program felsefesine sahip olmak ve bunu tartışarak hayata geçirmek lâzım. Ancak o zaman Türkiye’de kendimize özgü bir müzik eğitimi sistemi kurabiliriz. Sanıyorum ki bugünkü programlara göre, “Nasıl bir müzik öğretmeni yetiştirelim?” sorusu ciddiyetle sorulmuyor ve bu sorunun yanıtları ciddiyetle aranmıyor. Asıl soru bu bence: Nasıl bir müzik öğretmeni yetiştirmeliyiz? Program ona göre yapılmalı.

BİR TOPLUMU VAR EDEN ŞEY ESERDİR

Öteki konulara gelince, meselâ senfoni orkestralarımız var. Operalarımız var. Onlar da yabancı eser ağırlıklı programlara sahipler. Bu, bizim insanlık kültürüne katılmamız için gerekli. Yani Mozart, Beethoven, Stravinsky, Debussy, Ravel hepsi çalınsın. Çalınmazsa olmaz. Fakat bu arada Türk eserleri de çalınsın. Hem bizim beşler değimiz; Saygun, Erkin, Akses, Alnar, Rey, bunlar; hem bundan sonraki kuşaklar, Usmanbaş, Bülent Arel, Nevit Kodallı, Kemal İlerici vb. Ve ondan sonda gelen bizim kuşak var: Kemal Sünder(Rahmetli oldu.), Yalçın Tura, benim eserlerim, İlhan Baran ve başka arkadaşların eserleri. Bir de gençler var, Turgay Erdener’in bulunduğu grup var. Bir de daha yeni yetişenler var: İstanbul’da Hasan Uçarsu ve arkadaşları, Ankara’da Yiğit Aydın ve arkadaşları. Yani hepsini sayamıyorum şimdi. Bunların da eserlerinin daha sık çalınması lâzım. Bunu yapmıyoruz. Bu ne demek olacak? Bu bizim katkımızı gösterecek Yani bizi var edecek olan şey eserdir. Bir toplumu var eden şey eserdir. Sadece reklâm tabelasında olduğu gibi yabancı ülkelerin reklâmını yapmak değil. Biz de varız demek için bizim eserlerimizin ortaya çıkması lâzım. Bu eser besteleniyor ama halka duyurulmuyor. O zaman ne yapacaksınız? Yok sayılır. Tabi, tamamen yok değil de… Bir gün biri çalacak elbette bunları. Daha çok halka duyurmaları lâzım senfoni orkestralarımızın konserlerinde, orkestralarımızın, operalarımızın, balelerimizin Türk eserlerine öncelik vermesi lâzım diye düşünüyorum. Meselâ her konserde üç eser varsa birisi Türk eseri olabilir. 200 küsür orkestra eserimiz var, 400 küsür piyano eserimiz var, 600 küsür  koro eserimiz var.

 Bunlar var da icra edilmediği, ulaştırılmadığı için yok gibi görülüyor. Bunların CD’leri yapılmalı elbette. Kültür Bakanlığına düşen en önemli işlerden biri de bu. Türkiye’nin tanıtımı söz konusu ise CD bunun için çok önemli bir vasıta. Ve bizim eserlerimiz de bütün dünyada çalınabilecek değerde eserler. Adnan Saygun’un telif haklarını, eserlerinin basım ve yayım haklarını Ferlag diye bir Alman müzik kuruluşu almış. Zaman zaman internete giriyorum. Orada konser takvimi var. Adnan Saygun’un bu yıl dört yerde eseri çalınıyor. Avustralya, Amerika, Avrupa, oralarda. Yani adamların eline geçtiği zaman tanıtıyorlar ve bir de bunu devlet desteklemiyor. Şef seçiyor, orkestra seçiyor ve çalınıyor. Yani bu değerde eserlerimiz var. Usmanbaş’ın, Ulvi Cemal Erkin’in, benzeri kişilerin pek çok eseri var. Bütün dünyada geçerli olan, bizim çağdaş arkadaşlarımızın da benim de eserlerimiz yurt dışında çalınabilecek düzeyde ve çalınıyor. Onu niye Türkiye’de yeterli çalmıyoruz? Orkestralarımızın işi sadece yabancı eserleri(ki onlar da bizim sayılır) hep birlikte halka sunmak mı? Ama Türk eserlerini de sunmak lâzım. Aynı şekilde radyoların, televizyonların da buna öncelik vermesi lâzım. Bunları yıllardan beri söylüyoruz da yavaş yavaş yaygınlaşacak herhalde. Biz söyleyeceğiz, siz söyleyeceksiniz, bir çoğunluk oluşturacağız, etkimiz olacak bu ortamda ilgililer üzerinde. Ve onlar da inşallah akılları başlarına gelirse uygulayacaklar bunu.

– Sorun da burada düğümleniyor. Ulus olarak öncelikle kendimize güvenmeliyiz ve kendi bestecilerimizin yaptıklarına inanmalıyız. Atatürk’ün; “Türk öğün, çalış, güven!”  sözünde olduğu gibi. Öğretmen yetiştirmeden ve amaçlardan söz ettik. Bir kaynak çeşitliliği var. Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisinde öğretmen olarak atanacaklara ilişkin açıklamalarda en geniş kaynağın müzik öğretmenliği dalında olduğu görülüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

– Ne demek en geniş kaynak?

– Bu konuda Müzik Öğretmenliği bölümleri var, Devlet konservatuvarlarının,Türk Müziği konservatuvarlarının, Güzel Sanatlar fakültelerinin çeşitli bölümleri  var Size göre müzik öğretmenliğinin kaynağı ne olmalı, müzik öğretmenleri hangi kaynaktan yetişmelidir?

BİR ULUS KENDİ MÜZİĞİNİ YOK SAYARAK MÜZİK EĞİTİMİ YAPAMAZ

– Müzik öğretmeni, demin söylediğimiz eğer doğruysa(ki ben doğru olduğuna inanıyorum) “Türkiye’nin nasıl bir müzik öğretmenine ihtiyacı var?” sorusunun yanıtı bulunacak, program buna göre yapılacak. Üniversiteler arasında ufak tefek farklılıklar olabilir. Ama asıl soru bu; “Nasıl bir müzik öğretmeni?” ve onun cevabı. Cevapta farklılıklar olabilir. Ama hareketimiz bu soruyu karşılamaya yönelik hangi kurum varsa kaynak da o kurum ya da kurumlar  olmalı. Şu, bu demiyorum.

Burada hemen bir şeyi belirtmeliyim. Geçmişte sadece Gazi Eğitim Enstitüsü vardı. Ve bu, 35-40 öğrenciyle. Büyük eğitimci Eduard Zuckmayer zamanında yani Türkiye’nin ihtiyacı gözetilmeden. Sayısal açıdan ve müziksel açıdan da gözetilmedi demek zorundayım. Çünkü müzik öğretmenleri sadece batılı müzik eğitimiyle yetiştiriliyorlardı. Meselâ Türk müziğine ait hiçbir şey bilmiyorlardı. Nerede görülmüştür bir ulus kendi müziğini yok sayarak müzik eğitimi yapsın? Bu mümkün değil. Bunun sonucunda ne olur? Müzik öğretmeniyle ve müzik eğitimiyle halk arasında kopukluk olur. İletişim kurulamaz.

Hem sayısal açıdan hem de felsefe yanlışlığı dolayısıyla Gazi Eğitim yetersiz kalıyordu tek başına. Sonra 1968’de ben oraya girdim. Gazi’de de görev aldım üç yıl. O dönemde rahmetli Saip Egüz, ben, Erdoğan Okyay, Rahmetli Fahamettin Özgüç, Nurhan Cangal, biz hepimiz bir grup oluşturduk. Ulusal müzik eğitimi üzerine düşündük. 1968 Programını hazırladık birlikte ve yeni bir eğitim sistemi olarak onu uygulamaya çalıştık. Tabi bu her şeyden önce repertuarı gerektiriyordu. O sırada bir de çok iyi müsteşarımız vardı: Hüsnü Cırıtlı. Ben de onun yardımcısıydım. Ona söyledik, o da destekledi. “Çocuk ve Gençlik Koroları Yönetmeliği” hazırladık 1968’de. Yönetmelik yürürlüğe girdi. 1968 yazında Gazi’de 40 öğretmene kurs yaptık. Sinop Öğretmen Okulunda 140 öğretmene kurs yaptık. Türkiye’de bu iki yılda 166 tane çocuk ve gençlik korosu kuruldu. Sonra AP İktidarı döneminde sebepsiz bir şekilde çocuk koroları kapatıldı. Yazık oldu. Şimdi bir süre önce Kültür Bakanlığında Hasan Hüseyin Akbulut başkanlığında bir grup tekrar Kültür Bakanlığına bağlı çocuk koroları kurmaya çalıştılar. Galiba 20- 30 tane oldu. Sanıyorum şu sırada onların da çalışmaları durdurulmuş diye duydum. İnşallah durdurulmamıştır. Yani ne isterler bu çocukların müzik yapmasından? Bunu anlamak mümkün değil. Tabi bu bir şeyi getirecektir. Müzikle ilgilenen çocuklar farklı olacaktır. Bu farklılığı da istemediklerini sanmıyorum. Ama nedendir? Katiyen düşünemiyorum. Bu çocukların iyiliğine olan bir şeydir.

Bu arada müzik öğretmenleri ve program için söyleyeyim, meselâ 94’te çıktı galiba son program değil mi?

– İlköğretim Kurumları Müzik Dersi Öğretim Programı 1994’te yayımlandı.

MÜZİK ÖĞRETMENİ OLMAK KAHRAMANLIKTIR

– Meselâ o kadar teorik, o kadar şekilci ki bunun uygulanması hemen hemen mümkün değil. Maalesef kitaplar da başarılı değil. 3-4 ayrı yazarın kitaplarını biliyorum ben. Bütün sınıfları inceledim. Müzik öğretmeni ne yapsın? Hem yetişmesinde eksiklikler var, Türkiye’nin ihtiyacına göre bir müzik öğretmeni olarak yetiştirilmesinde eksiklikler var. Hem elinde materyal yok. Hem de Talim Terbiye bir ara karar çıkarmıştı; ders kitabı olan bir alanda yardımcı ders kitabı aldırmayacaksınız çocuklara diye. Meselâ Talim Terbiyenin bu kararı da bir yanlış karardır. Müzik öğretmenliği yine de ayakta kalabiliyorsa, müzik öğretmenlerinin hepsinin birer kahraman olmasındandır. Herhalde şartlar çok olumsuz. 40 dakikalık ders, yetişmede eksiklikler var, kitaplar iyi değil, yan eğitim iyi değil, müzim öğretmenini yönlendirecek kitaplar yok. Yani burada müzik öğretmeni olmak gerçekten kahramanlık. Kutluyorum müzik öğretmenlerini.

– Teşekkür ederiz. Son olarak şunu soracağım. Prof. Muammer Sun, müzik çalışmaları yönünden şimdi neler yapıyor?

– Muammer Sun hep çalışmıştır hayatında. Şimdi de çalışıyor.Son İzmir Rapsodisinden sonra Delioğlan diye bir müzikal yazdık. Turgut Özakman sözlerini yazdı, Ben müziğini besteledim. 24 Şubatta İzmir Operasınca sahneye konulmaya başlandı. Muhtemelen önümüzdeki yıl da oynanacak. Ondan sonra İstanbul Festivalinin açılışında çalınan karım için yazdığım “Çerkez Süiti” adlı bir eserim vardı. Onu düzelterek son şeklini verdim. Şu anda yeni bir esen üzerinde çalışıyorum.

GÜÇ BİRLİKTEN DOĞAR

– Çok teşekkür ediyoruz. Bu çalışmalarınızın hep devamını diliyoruz.Müzik eğitimcileri olarak sizin bu çalışmalarınızla gurur duyuyoruz, övünç duyuyoruz ve örnek alıyoruz.

– Çok teşekkür ederim ben de müzik öğretmenlerine. Kahraman arkadaşlarıma sevgilerimi yolluyorum, başarılar diliyorum. Bu arada hemen söyleyeyim ki MÜZED Müzik Eğitimcileri Derneğinin kurulmasını büyük bir övgüyle karşılıyorum. Müzik öğretmenleri ne kadar birlik olurlarsa sesleri o kadar gür çıkar, düşüncelerini o kadar geliştirebilirler. Siyasî iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı üzerinde daha etkili olabilirler. Güç birlikten doğar. Birlik olun değerli müzik öğretmeni arkadaşlarım. Başarılar diliyorum size.

– Çok teşekkür ederiz.

(*) Bu Röportaj, Müzik Eğitimcileri Derneği (MÜZED) tarafından Ankara’da Gazi Üniversitesi Gazi Konser Salonunda 12.06.2004 günü Prof. Muammer Sun için düzenlenen “Müzik Eğitimine Hizmet Ödülü” töreninde sunulmuş ve MÜZED Dergisinin Sonbahar 2004 tarihli 10. sayısında yayımlanmıştır

HOŞGELDİN 2021! Yeni yılınız kutlu olsun…

2021’de Koronavirüs salgın tehlikesini ortadan kaldıracağımız, yüzyüze eğitimi ve sanatsal etkinlikleri gerçekleştirebileceğimiz, atama bekleyen arkadaşlarımızın görev yerlerinde olacağı umudu, inancıyla tüm üyelerimizin, dostlarımızın ve ulusumuzun yeni yılını kutlarız.

MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED) GENEL MERKEZİ

MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED) İSTANBUL ŞUBESİ 4. OLAĞAN GENEL KURULU ERTELENMİŞTİR

MÜZED İstanbul Şubesinin Değerli Üyeleri,

Aşağıdaki duyurumuzda yer alan ve 1 Aralık 2020 günü yapılacağını duyurduğumuz MÜZED İstanbul Şubesi 4. Olağan Genel Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün aşağıda görülen duyurusu uyarınca 2021 Mart Ayına ertelenmiştir. Genel Kurul duyurumuz, yapılacağı tarihten en az 15 gün önce tekrar duyurulacaktır. Değerli üyelerimize saygı ile bildiririz.

Bu vesileyle MÜZED üyesi olmanın sorumluluğu ve duyarlılığıyla derneğimizi yaşatmak ve sağlıklı günlere ulaştırmak ereğiyle sevgili üyelerimizin (varsa) geçmişe yönelik ödenti borçlarını da kapatmalarını bekliyoruz. Ödenti borçları ve bağışlarınız için dernek yöneticilerimizi telefonda aramanızı ya da bilgi@muzed.org.trmuzediletisim@gmail.com  adreslerinden birine e-posta göndererek bilgi almanızı rica ediyoruz.

MÜZED İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU (30.11.2020)

ÖDENTİ VE BAĞIŞLARINIZ İÇİN MÜZED BANKA HESAP NUMARASI

Ödenti ve bağışlarınızı derneğimizin T.C. Ziraat Bankası Ankara Bakanlıklar Şubesindeki 3668994 5001 numaralı hesabına (Şube kodu: 1133 Bakanlıklar/ANKARA) (IBAN NO: TR760001001133036689945001) yatırabilir ya da dernek saymanına makbuz karşılığı elden teslim edebilirsiniz.



MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED) İSTANBUL ŞUBESİ 4. OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISINA ÇAĞRI 16.11.2020

MÜZED İSTANBUL ŞUBESİNİN DEĞERLİ ÜYELERİNE,

Derneğimizin bu yılın Eylül ayında yapılması gereken ancak Kovid 19 salgını nedeniyle T. C. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünce ertelenen 10. Olağan Genel Kurul Toplantısı 01.12.2020 SALI GÜNÜ KUŞDİLİ CADDESİ MİSKİAMBER SOKAK NO:14 KADIKÖY/İSTANBUL ADRESİNDEKİ İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM MERKEZİ SALONUNDA SAAT 12:00’DA YAPILACAKTIR.

Ancak KOVİD 19 Salgını devam etmekte olduğu için İLK TOPLANTIDA ÇOĞUNLUK SAĞLANAMADIĞI TAKDİRDE İKİNCİ TOPLANTI 16 OCAK 2021 CUMARTESİ GÜNÜ AYNI YER VE SAATTE YAPILACAKTIR. SALGININ SEYRİNE GÖRE VE DEVLETÇE ALINABİLECEK OLASI KARARLAR, YAPILABİLECEK AÇIKLAMALAR DOĞRULTUSUNDA ÜYELERİMİZE AYRICA BİLGİLENDİRME YAPILACAKTIR.

Değerli üyelerimizin zamanlarını planlamalarını ve toplantıda hazır bulunmalarını bekliyoruz.

Selam, sevgi ve saygılarımızı, başarı dileklerimizi bildirir, Genel Kurul toplantısında hazır bulunmanızı önemle rica ederiz.

MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ (MÜZED) İSTANBUL ŞUBESİ YÖNETİM KURULU

GÜNDEM

  1. Açılış, saygı duruşu ve İstiklâl Marşı
  2. Müzik dinletisi
  3. Divanın oluşumu
  4. Yönetim ve denetim kurulları raporlarının ayrı ayrı okunması, görüşülmesi; ve aklanması
  5. Tahminî bütçenin görüşülmesi ve karara bağlanması
  6. Yönetim, denetim ve onur kurullarına seçim yapılması
  7. Dilekler ve kapanış